DOLAR 8,5492
EURO 10,0853
ALTIN 495,52
BIST 1.352
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 30°C
Az Bulutlu
Ankara
30°C
Az Bulutlu
Pts 31°C
Sal 32°C
Çar 32°C
Per 32°C

100 YILDA OKUMAYI ÖĞRENEMEDİĞİMİZ İSTİKLAL MARŞI

– İstiklal Marşı, kabulünün 100. yıldönümü dolayısıyla, bu yıl daha coşkulu biçimde ve birçok etkinlikle kutlandı. Özellikle İstiklal Marşı’nın parça parça okunduğu görüntülerin kurguyla birleştirildiği videolara sıkça denk gelindi.

Coşkuya belli oranda katkıda bulunan bu eserlerde ne yazık ki bazı eksik ve yanlışlar insanı üzmeden edemiyor. En üst düzey kamu amirlerinin, eğitimcilerin yer aldığı kısa filmlerde bile, İstiklal Marşı’nı anlamından, tarihsel özünden uzaklaştıran okumalara, basit söyleyiş yanlışlarına tanık olunuyor.

Hadi, okul çağındaki çocukların, gençlerin- özellikle güzel okuma yarışmalarında- sadece tonlamaya önem veren, bağırıp çağıran, yerlerde yatıp kalkan okumalarına alıştık; ancak yetişkin insanların, kamu görevlilerinin, eğitimcilerin olduğu etkinliklerde, bu yanlışlar kabul edilemez!

Bu tür çalışmalarda temsiliyete yeterince özen gösterilmemesi, kamu görevinin gerektirdiği ilkesellik ve değerlere uzak kişilerin tercih edilmesi ise ayrı bir tartışma konusu.

Gelelim okuma ve söyleyişteki yanlışlara. Bu yanlışların en belirginlerini sıralayacak olursak:

– “Ulusun, korkma!” diye başlayan dizede, “ulusun” sözcüğündeki “ulu” “yüce, büyük” anlamında bir ad, “+sun” eki de ada gelen ve 2. kişiyi kasteden  bir ek eylem değildir. Burada “ulu-” “havlamak, korkutmak” anlamındaki bir eylemdir ve “-sun” eki de 3. kişiyi kasteden bir emir ekidir. Ulumasından korkulmaması gereken, ” Bırak, ulusun!” biçiminde tarif edilen ise bir sonraki dizede belirtilen “tek dişi kalmış” canavar olan emperyalizmdir. Bu arada Farsça kökenli “canavar (canlı)” sözcüğünün -Anadolu’da zamanla daha da ilerleyecek biçimde anlam değişimine uğrayarak- kurt, pars gibi yırtıcı hayvanlar için kullanıldığını hatırlatırsak, tek dişi kalmış canavarın nasıl uluyabildiğini daha iyi anlamış oluruz. Bu anlamı sağlamak için yapılması gereken elin tersiyle yapılacak bir vücut hareketi dışında “+sun” hecesine yapılacak vurgudur.

Bu sözcükte yapılan katlanılamaz yanlış örneği ise yazılışında dahi olmayan  “ulusum ( benim ulusum)” biçimindeki söyleyişlerdir.

-“Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı” dizesindeki yanlış ise en evlere şenlik olanı. Geçtim anlamaya çalışılmasını, yazılı dildeki noktalama işaretlerinin konuşma dilindeki duraklama, tonlama gibi söyleyiş (telaffuz) öğelerinin karşılığı olduğu göz önünde tutulursa, İstiklal Marşı’mızın yazılı biçimini okuyan herkes “verme” sözcüğünden sonra virgül olduğunu ve söylerken duraklaması gerektiğini bilir. Tersi durumda “verme”den sonra duraklamayıp, hatta “Verme dünyaları”dan sonra duraklayarak, büyük bir yanlış yapmış, Ersoy’un vermeye çalıştığının  tam tersi bir anlamın şiire katılmasına neden oluruz. Buradaki karşılaştırmada pek tabii üstün ve yeğ olan, “dünyaları alsan da” verilmemesi gereken “bu cennet VATAN”dır. Biraz ezberi bırakıp ağzımızdan çıkanları kulağımız duysun!

– “Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda” dizesindeki yanlış söyleyiş ise “tek” sözcüğünün duraklamadan “vatan” sözcüğü ile tamlanarak sıfatmış gibi okunmasıdır. Bilgi eksikliğinden ve kullanımında anlamın abartılı sırıtmamasından dolayı biraz daha mazur görülebilecek bu yanlış kullanımı gidermek için yapılması geren, “tek” sözcüğünden sonra duraklamaktır. Çünkü “tek” sözcüğü, günümüzde kullanımı azalmış ve daha çok ağızlarda yaşayan “yeter ki” anlamındaki bir bağlaçtır. Bu sözcük, farklı anlamda kullanılan “dek”, “değin” gibi edatların da kökeninde yer almaktadır. Bağlaçlardan sonra noktalama işareti konulmayacağı genel kabulünden dolayı sonrasında virgül konulmaması yeğlenmiş bu sözcükten sonra, muhakkak kısa bir durak bırakılmalıdır.

– “O benimdir, o benim milletimindir ancak.” dizesinde ikinci “o benim” bölümü ilkinin yinelenerek pekiştirilmesi değildir. “O benim”deki “benim”, “millet” sözcüğünü 1. tekil kişi iyelik ekiyle tamlayan ad tamlamasının tamlayanıdır. Kısacası Şair, önceki dizelerde belirttiği al sancağın ve üzerindeki parlayan yıldızın – ilkin  “o benimdir” diyerek kendi katında, ikinci olarak da ” benim milletimin” diyerek açıktan- kendi milletinin olduğunu vurguluyor. Yani burada “o benimdir”de eserin genel anlamıyla çelişen bir bireysellik değil, “benim milletimindir ancak” bölümüyle pekiştirilen, Türk milletinin bir üyesi olarak herkesin kendi katında sahiplenmesi gerektiği vardır. Oysaki duraklamayı, çokça yapıldığı üzere, “o benimdir”den sonra değil de   ikinci “o benim”den sonra yaparsak, “millet”in olma vurgusuyla çelişen, “benim”i ve bireye ait olmayı pekiştiren saçma bir anlam yaratmış oluruz. Kısacası “o benimdir”den sonra duraklama,  ikinci “o benim”deki “nim” hecesine de vurgu yapılmalıdır

İstiklal Marşı’nın okunuşundaki eksik ve yanlış listesi uzatılabilir. Duraklama ve vurgu düzeyindeki en belirgin ve en aykırı örnekleri vermeye çalıştım. Tonlama, vücut hareketleri ve genel ruh anlamında ise şunları söylemek gerekir: İstiklal Marşı, ağlak, yapmacık, içtensiz ses tonunun, tiz biçimde bağrış çığrışların, abartılı vücut hareketlerinin sergileneceği basit bir eser değildir. İstiklal Marşı, dünyada emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşını veren, bu yönüyle tüm ezilen uluslara örnek olarak emperyalizmin “tanrı” olmadığını tüm dünyaya gösteren büyük Türk milletinin onurla, gururla, başıdik, güçlü biçimde okuması gereken büyük bir destandır.

Yaşadığı yüzlerce yıllık acılara, kayıplara rağmen her zaman “acıyı bal eyle”yerek, -belki eleştirilebilir- ağıtlarını, üzüntülü türkülerini bile zamanla kırık, kıvrak havalar haline getirerek yaşama umutla tutunan, mücadele azmiyle yüklenen  Yörük Türkmen kültürüne dayanan bir milletiz. Böyle bir milletin, tarihteki en şanlı zaferlerden birinin ifadesini böyle arabesk bir kültürle okuması kabul edilemez.

İstiklal Marşı, ancak vakar bir duruşla ve gür bir ses tonuyla okunur. İstiklal Marşı’nı anlamadan okursak, o ruhu da anlamamış oluruz. Milli mücadele ruhunu anlamazsak milli mücadeleyi yeniden vermek zorunda kalırız!

Bu vesileyle, istiklal için ölüp, istikbal için yaşatanların anıldığı bu destanı yapan, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm atalarımızı ve bu destanı yazan Vatan Şairi Mehmet Akif Ersoy’u binlerce sevgi, saygı ve minnetle anıyorum.

 

Umut Çağdaş KILIÇ

Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.