DİJİTALLEŞİRKEN APTALLAŞMAMAK
Toplumsal bilinç kitlelerin yaşam pratiği ile dışarıdan sunulan bilgilerin harmanlanmasıyla oluşur. Salt yaşam pratiği ile elde edilen bilginin içselleştirilmesi günümüz koşullarında pek olası değil. Hele hele pandemi nedeniyle sosyal yaşamdan ister istemez yalıtılan günümüz insanı için bilgi edinme kaynağı son birkaç aydır genel ağ (internet) ve özellikle de sosyal medya olmaya başladı. Tabii burada da ağırlıklı grup 14-30 yaş arası diyebileceğimiz genç grup.
Genel ağ ortamında bilgi hangi kaynaklardan ediniliyor diye baktığımızda twitter ve youtube gibi platformlar öne çıkıyor. 160 karaktere sıkıştırılmış twitlerdeki doğruluğu tartışmalı bilgi kırıntıları ve sansasyonel youtube videolarıyla bir kuşağın zihinsel birikimi oluşuyor. Sadece o kuşak mı? Bir önceki kuşağın da önemli bir kesimi maalesef ondan farklı değil.
Emeksizce ve fazla düşünsel çaba harcamadan bu kanallardan, buralarda takip ettiği hesaplardan önüne akan manipülatif bilgilerle temelsiz bir düşünce oluşturup sonra da o temele kat çıkmaya çalışıyor maalesef önemli sayıda bir sosyal medya kullanıcısı . O binanın ilk fırtınada çökeceğini göremiyor. Şair Gülten Akın’ın İlkyaz şiirinin ilk dizelerinde dediği gibi “Ah kimselerin vakti yok/ Durup ince şeyleri anlamaya…” Hızlı, çabuk ve emeksiz gibi sihirli sözcüklerin arasında “bilgiye dayalı” koştur koştur düşünce sahibi olunmaya çalışılıyor.
Bu bilgilerin sunum biçimi de ayrıca ele alınmalı. Yazılı materyaller okunmuyor. Çoklu zekânın bir parçası olan sözel zekâ sosyal medya çağında giderek zayıflarken görsel algılar öne çıkarılıyor. Dünyanın en doğru bilgisini de verseniz o bilginin bir fotoğrafı, videosu yoksa bilgi alınmıyor. Alınsa da kalıcı olmuyor.
Onları buna alıştıranlar suyuna tirit videolarla, fotoğraflarla bilgileri çarpıtabiliyor, istediği bilgiyi kamufle edebiliyor ve hedef kitleyi istediği yöne kanalize edebiliyor. Bir fotoğraf ve altına yazılan bir iki satırla, 15 20 dakikalık videolarla kitlelerin düşünsel yapısı biçimlendiriliyor. İnsanlık tarihi boyunca yazılmış milyonlarca sayfalık düşünsel kitaplar, politik kitaplar müzelere kaldırılmak üzere.
Burada ailelere, öğretmenlere, herkese iş düşüyor. Tüm toplumun günde birkaç saat sosyal medya orucuna ve o saatler içerisinde basılı materyaller okumaya, okuduğunu birbiriyle tartışmaya, onun üzerine düşünmeye ve yorumlamaya ihtiyacı var. Aksi takdirde ileriki yıllarda sosyal medya cehaleti diye yeni bir kavramı tartışmak zorunda kalacağız.
MEHMET ALPERDEM
Eğitimci Yazar
