Kemalizm’in Sonu mu Geldi?

KEMALİZM’İN SONU MU GELDİ?

İslamcı yazar Abdurrahman Dilipak Kemalizm’in sonu geldiğini, küreselleşmenin (globalizmin) egemen olmasını ve ulus devletlerin sonunu getirmesini şu şekilde kanıtlamaya çalışıyor:

“Globalizm, ulus devletin sonunu getiriyor. Kamalizm’in dayandığı kavram ve kurumlar çöküyor. Uluslararası örgütler, uluslararası hukuk ve ilişkiler ulus devletlerin içini boşalttı. 9-10 Eylül 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen Yeni Delhi G20 Zirvesi’nin ana teması ‘Tek Dünya, Tek Aile, Tek Gelecek’ idi. Bütün anlaşmalar ‘Tek Dünya Devleti’ne doğru gidiyor: Tek para, tek ordu, tek hukuk. O uluslararası örgütler işlevsiz hâle geldi. BM’nin,NATO’nun, Uluslararası Adalet Divanı’nın hâli meydanda.”

Emperyalizm bir hayalet mi?

Dilipak, emperyalist devletlerin denetiminin dışında bir küreselleşmenin olduğunu varsayıyor. Dahası küreselleşme söylemiyle bir hayalet yaratarak tekelci kapitalizm, yani emperyalizm kavramını görünmez kılıyor. Bugün BM’nin, NATO’nun, Uluslararası Adalet Divanı’nın, vb kurumların kararları Amerika (ABD), Avrupa Birliği (AB) gibi emperyalist devletlerin isteklerinin dışında olduğu ne kadar söylenebilir?

Söylenirse Rusya ile savaşta Ukrayna’yı destekleyen, Rusya ile doğrudan savaşa hazırlanan NATO’da, bu isteği dile getiren AB, ABD değil de Türkiye mi? NATO’nun içinde bu kararları kim alıyor? Avrupa Birliği, ABD’den biraz daha bağımsız hareket etmek istediğinde ABD, NATO’ya aktardığı parayı azaltmakla tehdit etmedi mi?

Bunlar görünür değil de ‘Tek Dünya Devleti’ dediği bir tarikatın işi mi? Tarikat ise bu tarikat, sermayenin, emeği ve ulus devletleri daha doludizgin sömürmek amacıyla hareket etmiyor mu?

Bu tarikatın üyelerinin çoğu yine AB, ABD’nin büyük tekelci sermayesi değil mi? Yoksa bunlar sıradan vatandaşlardan mı oluşuyor?

Gerçekçi olalım BM, Uluslararası Adalet Divanı gibi kurumlar bazen ABD lehine kararlar aldıklarında dahi ABD bu kararları tanımayarak savaş çıkarıyor. ‘Tek Dünya Devleti’ olsa olsa ABD’nin halkları daha fazla sömürme amacında daha hızlı karar alması için ulus-devletleri ortadan kaldırma projesidir. Bu proje ulus-devletlerin bölünerek birkaç devlet ortaya çıkarılması yoluyla veya darbe, ambargo, Venezuela’daki gibi operasyon veya iç savaş yoluyla kendine yakın yönetimlerin başa getirilmesiyle gerçekleştirilebilir. Her durumda ulus-devletin karar mekanizması zayıflatılarak veya ortadan kaldırılarak emperyalist karar mekanizmaları devreye sokulur.

Haliyle bütün ulus-devletler ortadan kalkarak ‘Tek Dünya Devleti’ne doğru gitmiyor. ‘Tek Dünya Devleti’ne doğru gidiş, emperyalizmin ulus-devleti. Ulus-devletleri ortadan kaldıran küreselleşme hayaleti değil, emperyalizmin kendisi. Emperyalizm ise bir hayalet değil, kanlı canlı bir varlık. Emperyalizmin baş aktörleri AB, ABD, İsrail.

Dilipak’ın “Kamalizm Türkiye’de sönümlenirken diğer ABD, İsrail, Suud etkisindeki  İslam ülkelerinde sanki uyanıyor ya da uyandırılmaya çalışılıyor gibi” ifadesi ise tam bir garabet. Müslüman dünya ile dayanışma gösteren ve vatanlarını savunan Müslüman devletlerin örnek aldığı Kemalizm’in, İran’da, Gazze’de masum onbinlerce insanları öldüren, dünyanın başına musallat olan ABD, İsrail’de uyandırılmak istendiğini söylemek nasıl bir bilgisizlik ve vicdan işidir, yorumu sizlere bırakayım.

Ulus-devletler direniyor

Aslında Dilipak da “zaten bu yapılar başından beri sorunluydu; parayı verenin düdüğü çaldığı organizasyonlardı. BM’de genelde veto yetkisine sahip ülkelerin dediği oluyordu. Bir de nükleer güce sahip, askerî ve finans gücüyle diğer ülkelerden ayrışan ülkeler; savaş, darbe ve terör yoluyla toplumları ve yönetimleri yola getiriyordu” diyerek kabul ediyor ama ulus-devletler direndiğini görmüyor. Küreselleşmenin Ulus-devletlerin sonunu getirdiği tezi doğru değil. Ulus-devletler küreselleşmeye direniyor. İran, Burkina Faso, Libya, Irak, Filistin, Yemen, Afganistan, Venezuela gibi ülkelerde görüleceği üzere, halklar emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı ulus-devletlerini savunuyor. Kimsenin karar mekanizmalarını ‘Tek Dünya Devleti’ denen hayali bir varlığa aktarma gibi isteği yok.

Kemalizm’i anlamadan Kemalizm’in sonuna hükmetmek!

Dilipak, Kemalizm’in ilkelerini şöyle yorumluyor:

“Altı ok şöyle: Cumhuriyetçilik (yani çoğunlukçu parti; ama CHP ve hiçbir Kemalist parti seçim  çok partili dönemde, CHP’nın tek başına hakim olduğu dönemde  kendi başına çoğunluk partisi olamadı), milliyetçilik (Kemalistler milliyetçiliği değil, Batılılaşmayı seçmiştir), halkçılık (Kemalistler hiçbir zaman halkçı olmamış; halkın dinine, kıyafetine, diline ve geleneğine karşı çıkmıştır), devletçilik (Kemalistler bir dönem devletçi, bir dönem karma ekonomiden yana olmuş, daha sonra liberal ekonomiyi ve piyasa ekonomisini savunmuştur), laiklik (laiklik, varlığını ve meşruiyetini İncil’den alan bir Katolik düşüncesinin ürünüdür; ayrılık değil, ruh ve beden gibi ayrılmaz bir bütünlüğü, bir paylaşım ve mütareke anlamını taşır.”[1]

Yazdıklarının çoğu çarpıtma ve yanlış bilgi. Devletçilik karma ekonomiden nasıl farklıymış! Batılılaşma neymiş milliyetçilik neymiş? Hele “laiklik, varlığını ve meşruiyetini İncil’den alan bir Katolik düşüncesinin ürünüdür” ifadesine ne demeli!

Laiklikle ilgili ifadelerine başka bir yazısında somutluk kazandırıyor. Diyor ki:

“İsviçre’den alınan ilk kanun, 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilen ve 4 Ekim 1926 tarihinde yürürlüğe giren 743 sayılı Eugen Huber tarafından hazırlanan ve İsviçre’de 1912’de uygulanmaya başlanan Türk Kanunu Medenisi (Türk Medeni Kanunu)’dur. Yani tam 100 yıl önce bugün batılı anlamda medeni olduk! Huber, aslında Evengelik / Hristiyan Siyonist, Reformist bir Protestan’dır.

Türk hukuk sistemindeki garabeti anlatan Uğur Mumcuya atfedilse de Anonim olarak herkesin dilinde dolaşan ironik bir fıkra var. ‘Türk vatandaşı; İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemeleri usulü yasasına göre yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve İslam hukukuna göre gömülen kişidir.’ ”[2]

Kanunları, dine, mezhebine göre değerlendiren anlayış Türk milleti kavramını sahiplenebilir mi? Huber, Evengelik / Hristiyan Siyonist, Reformist bir Protestan olunca Medeni Kanunun içeriğine bakmadan çöpe atılabilir mi veya istediği gibi Müslüman olsa içeriğine bakmadan kabul mu edilmeliydi?

Bu kadar bilim dışı, mezhepçi bakış ancak İslamcılarda olur. Medeniyetler birbirinden esinlenerek yol kat eder, sıfırdan değil. Başkasının teknolojisini bilmeden oturduğu yerden araba, bilgisayar, telefon yapan var mı? Dahası bir şey ihtiyacınıza uygunsa “hayır sen Hristiyansın olmaz, ben senden yararlanmayacağım demek aptallık ve zaman kaybı değil mi?

Kemalizm, Türk milletinin ihtiyacı

Doğrudur, Kemalizm’i, “Kemalistim” diyen birçok parti, dernek, sendika, aydın terk etti. Lafta bile “Kemalistim” denmiyor, “sosyal demokratım”, “liberalim” deniyor. Kimse savunmasa da Kemalizm, Sosyalizm ile birlikte Türkiye’nin ihtiyacı. Tam da Dilipak’ın dile getirdiği ulus devleti savunmak için. Üniter, laik devlet çatısı altında etnik, dinsel ayrımlara karşı milli birlik, ekonomik ve siyasi bağımsızlık, eşitlik içinde yaşamanın adıdır Kemalizm. Kemalizm’i savunanlar azaldı diye Kemalizm ihtiyaç olmaktan çıkmıyor. Emperyalizm var oldukça Kemalizm ülkemizde ve vatanını, bağımsızlığını savunan ülkelerde benzeri adlarla (Nasırcılık, Burgibacılık, Baasçılık, vb) var oldu, var olacak. Şu fon/hisse krizi bile ranttan, faizden, para hareketlerinden değil de üretimden güç alan Kemalist ekonomiye ne kadar ihtiyaç olduğunu gösteriyor.

Dilipak aslında İslamcılığın sonunu itiraf ediyor

 Dilipak bir yandan da “Kemalistlerin başına gelecek olan, diğer dinî, mezhebî, ideolojik, politik ve etnik grupların da başına gelecek” diyerek sonu gelenin sadece Kemalizm olmadığını belirtiyor ama sadece Kemalizm’i diline doluyor. Aslında yıkılan İslamcılık. Bunu kendisi de “X’de paylaşım yapan gazeteciler hemen gözaltına alınırken, trollere ya da fon vurguncularına anında sorgulama yok” diyerek de kabul ediyor.[3]

Dinin, güzel ahlak, dayanışma, paylaşım, kardeşlik gibi yönlerini görmezden gelerek kısa zamanda vurgun yapanların İslamcılık iddialarının olmayacağını Dilipak yazılarında dile getiriyor. Dilipak “Kemalistler birçok şeyin içini boşaltıp dönüştürdüler. Şimdi onun için veda zamanı. Kemalistlerin akıbetine bakıp kendi akıbetimizi düşünelim. Çünkü tek başına antikamalist olmak birçok şeyi açıklamaya yetmiyor. Çöken cemaat yapıları, deizm, şamanizm, agnostisizm böyle bir arayışın sonucu olmasın?” derken İslamcılığın kendi derdine yanması gerektiğini ortaya koyuyor ama o ısrarla Kemalizm üzerinde tepinmeyi sürdürüyor.

İslamcılar, muhafazakar demokratlar eliyle halk İslam’dan, ahlaktan uzaklaşıyor.

Oysa halkçı, planlamacı-devletçi ekonomi, Batıya öykünmeden kendi topraklarının özünden yükselen bir kültüre, Türk milletine dayanan devlet anlayışı, çeşitli din ve mezhepten insanları çatışmaları ve devlete egemen olmalarının önüne geçen laiklik anlayışı, Kemalizm’in ilkelerini açıklar. İsteyen başka adla adlandırsın, sonuçta halkın ihtiyacıdır.

Yukarıdaki Kemalist ilkeler Türk milletinin bilincinde yaşıyor ve ihtiyaç oldukça ortaya çıkıyor. Sadece halkı doğru yönlendirecek öncülere ihtiyaç var.

Mustafa SOLAK

[1] Abdurrahman Dilipak. “Kamalizm’in Sonu mu?”. Mirathaber. https://www.mirathaber.com/kamalizmin-sonu-mu/. 27.09.2026, erişim tarihi 30.09.2026.

[2] Dilipak. “Bir Başkadır Benim Memleketim!”. Mirathaber. https://www.mirathaber.com/bir-baskadir-benim-memleketim/.  04.10.2026, erişim tarihi 12.10.2026.

[3] https://x.com/aDilipak/status/2109900899367662036

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.