DOLAR 8,8689
EURO 10,4740
ALTIN 499,21
BIST 1.385
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 23°C
Parçalı Bulutlu
Ankara
23°C
Parçalı Bulutlu
Paz 24°C
Pts 25°C
Sal 24°C
Çar 27°C

KUTUPLAŞMANIN BOYUTLARI VE ÇÖZÜM

23.02.2021
A+
A-

TurkuazLab’ın yürüttüğü Kasım ve Aralık aylarında yaptığı “Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları 2020 Araştırması”[1]   kutuplaşma ve kutuplaştırma ilgili önemli bilgiler sunuyor.  Araştırma 29 ilde 4006 kişiyle yapılmış. Araştırma, vatandaşlar olarak birbirimize ve siyasete nasıl baktığımızı sergiliyor.

Sadece kutuplaşma yok; buna neden olan kutuplaştırma çabası da var. Dolayısıyla ülkemizin karşılaştığı tehlike ve tehditlere direnmek için milli birliğimizi pekiştirmeliyiz. Bu sebeple de kutuplaştırma ve kutuplaşmanın nedenlerini, sonuçlarını ve çözümlerini ele almalıyız. Makalemde bu hususları tartışacağız.

Kutuplaşmanın en önemli nedenlerinden biri bireylerin kimlikleriyle, siyasal parti tercihlerinin örtüşmesi. Araştırmaya göre görüşülen kişilerin %18’i için Türklük en önemli kimlik. Bunu %11 ile Atatürkçülük, %10 ile Muhafazakârlık, %10 ile eğitimlilik ve %10 ile de Kürtlük izliyor. Dindarlık (%8) ve Milliyetçilik (%8), Modernlik( (%6), Ülkücülük (%3), Laiklik (%3) birincil kimlik olarak belirtilmiş.

Parti taraftarlarının hangi kimlikleri ön plana çıkardığına bakıldığınızda İYİ Parti taraftarlarının eğitimli ve modern insanlar ile kendilerini daha fazla özdeşleştirdiğini görülüyor.

Aslında Türklük, Atatürkçülük, Milliyetçilik, Ülkücülük kavramları ülkemizin bağımsızlığı, vatanın savunulması, milli birlikle ilgili olduklarından ortak, kimsenin başka türlü anlamayacağı kavram olarak vatanseverliğin % 40 ettiğini görürüz. Vatanseverlik herkesin bu kavramlardan anladığı farklı olduğundan hepsini kapsayan ve tartışma yaratmayan kavramdır. Bu kavramları da ele almak lazım; ama yazının esasından ayrılacağımız için dilerseniz kavramlar karmaşası, kavramlar üzerinden yürütülen kavgayla ilgili “ATATÜRKÇÜLÜK (100 Soru/Yanıt)” kitabımı inceleyebilirsiniz.

En önemli kimlik vatanseverliktir. Eğitimli, modern olmak, azınlık gibi kavramları öne çıkaranların çoğu da vatanseverdir, yalnız vatanseverlikle belirttiğim kavramları öncelikle önemseyenler emperyalizm kaynaklı tehdit ve tehlikeleri daha yakın gördükleri için. Dolayısıyla emperyalizmin ve desteklediği PKK, FETÖ gibi terörist unsurların tehditlerine karşı milli devletimizi, milli birliğimizi koruma, pekiştirme refleksi birçok kimliğin ortak noktası olarak öne çıkıyor.

Vatanseverlik kavramı, partilerin rotalarını çizmekte olduğundan ve çizecek olmasından dolayı önemli. Vatanseverliği ıskalayarak sadece ekonomik çarelerle toplumun önüne çıkan anlayış toplumsal desteği sağlamak için yeterli olmuyor, olmayacak.

Atatürk’ün dediği gibi emperyalizm, mahv ve perişan olmadıkça Türk milletine, Türkiye Cumhuriyeti devletine de esenlik yoktur. Millet bunu görüyor. Milletimiz bu bakımdan PKK, FETÖ, Suriye, Azerbaycan, Mavi Vatan, Libya, Karadeniz gibi hususlarda bağımsızlıkçı anlayışa dikkat kesiliyor.

Vatanseverlik duygusu sözle değil somut olarak gösterilirse anlamlıdır ve milletimiz de samimi olanla olmayanı geçmişe göre daha fazla seçiyor. Bu açıdan parti, dernek, sendika gibi toplumsal yaşama yön verme iddiasındaki örgütlerin yöneticileri vatanseverlik hususunda emperyalizmi gerileten, milli devletimizi ve birliğimizi pekiştiren söylem ve uygulamaları öne çıkarmalıdır. Dahası burada yalpalayan tavırlar millet nazarında mahkum olur.

TurkuazLab’ın yürüttüğü “Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları 2020 Araştırması” parti taraftarlarının birbirine yakınlığı, uzaklığı, birbirleriyle ilgili değerlendirmesi üzerine olsa da aslında halkın partilere bakışı olarak yorumlanmalıdır. Çünkü taraftarlar partisel tercihleri üzerinden ele alındığına göre ele alınan konu da esasında partiler oluyor.

Araştırmanın ilk sonucuna baktığımızda ekonomik krize rağmen AK Parti, beklentilerin tersine ciddi bir güç kaybına uğramış değil ve birinci parti konumunda. Araştırmaya katılanların % 34’ü kendilerini AK Parti, % 22’si CHP, % 11’i MHP, % 9’u HDP ve % 9’u da İYİ Parti taraftarlarına “yakın” buluyorlar.

Bu tespite göre Cumhur İttifakı’na % 45, Millet İttifakı’na % 31 yakınlık duyuluyor.  Her ne kadar Millet İttifakı’nın bileşeni olmasa da yerel seçimlerdeki desteğinden, hatta bazı yerlerde belediye başkan yardımcılığı için bu ittifakın adaylarının listesinden seçime girmelerinden dolayı HDP’yi de Millet İttifakı’nın dahil etsek bile halk Cumhur İttifakı’na daha yakın.

Ekonominin iyi yolda olduğu algısı yüksek 

Desteğinin düşmesi beklenen AK Parti’ye bu sempatinin nedenlerini araştırmamız lazım. Araştırma bunun nedenleri üzerinde durmuyor; ama bunun önemli bir nedenini açıklanan şu bulgulardan öngörebiliriz:

  • “AK Parti taraftarlarının %57’si, MHP taraftarlarının %37’si ülkenin iyi bir yolda gittiği kanısında. Bu oran HDP’liler arasında %5, CHP’liler arasında %10.
  • AK Parti taraftarlarının %29’u ülkenin, %27’si ailelerinin ekonomik durumunun 5 yıl öncesine kıyasla daha iyi olacağını söylüyor. CHP, İYİ Parti ve HDP taraftarları arasında bu oran %4-5 diliminde.
  • Gelecek bir yıl düşünüldüğünde AK Partililerin %44’ü ülkenin, %39’u ailelerinin ekonomik durumunun daha iyiye gideceğini düşünüyorlar. Bu iyimserlik CHP, İYİ Parti ve HDP taraftarları arasında %6-7 civarında.
  • MHP taraftarlarının %18’i ülkenin ve ailelerinin ekonomik durumunun 5 yıl öncesine kıyasla daha iyi olacağını; %23’ü de ülkenin ve ailenin ekonomik durumunun önümüzdeki 1 yıl içerisinde daha iyiye gideceğini düşünüyorlar.
  • AK Partililerin %71’i ve MHP’lilerin %51’i muhalefet partilerinin denetlemesinin hükümetin işleyişini yavaşlattığı kanısında.
  • AK Parti taraftarlarının %76’sı ve MHP’lilerin %53’ü Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ülkenin geleceği için daha iyi olduğunu söylüyor.
  • Söz konusu siyasal görüşlerin yönetimde temsili olduğunda AK Parti taraftarlarının %80’i ve MHP taraftarlarının %63’ü görüşlerinin ülke yönetimine ‘doğru’ bir şekilde yansıdığı görüşüne katılıyor.”

Aslında bu bulgular yukarıdaki satırlardaki “Vatanseverliği ıskalayarak sadece ekonomik çarelerle toplumun önüne çıkan anlayış toplumsal desteği sağlamak için yeterli olmuyor, olmayacak” tespitimle örtüşüyor. Kaldı ki parti taraftarlarının yarısından çoğu ekonominin iyi yolda olduğunu düşünüyor. Daha da önemlisi gelecek yılların daha olumlu olacağı fikrindeler.

Bölünme kaygısı her partinin ortaklaştığı bir mesele 

Batılı ülkelerin Türkiye’yi bölme çabasında olduğu yönündeki inanç da çeşitli parti taraftarlarının ortak görüşü. Buna göre:

  • “%79’u Avrupalı ülkelerin PKK gibi bölücü örgütleri desteklediğini;
  • %79’u Avrupa ülkelerinin Türkiye’yi bölme çabası içinde olduğunu;
  • %67’si “Haçlı Ruhu” kavramının hâlâ geçerli olduğunu;
  • %64’ünün reformların “kapitülasyonlardan farksız” olduğunu;
  • %64’ünün Batılılaşma çabalarının taklitçilikten ileri gitmediğini;
  • %58’inin Türkiye’den talep edilenlerin Sevr Antlaşmasında talep edilenlerden farksız olduğunu düşünüyor.”

Yukarıdaki bulgular ayrıca “Vatanseverliğin % 40 ile en önemli kimlik” olduğu tespitiyle de uyumlu. Vatanseverliğe en yakın “en önemli kimlik” %10 ile Muhafazakârlık’tı.

AK Parti’nin gücünü korumasının sebebi 

Ekonominin darboğazda olduğu iddiası yaygın kanı iken AK Parti gücünü nasıl koruyabiliyor?

Bunun sebebin AK Parti’nin dış politikada emperyalist; amaçlara tutarsızlıkları görülmekle beraber, düne göre tavır alan bir çizgide olmasında değerlendiriyorum. Hayata, siyasete göreceli bakan halkımız iktidarı PKK, FETÖ, Suriye, Azerbaycan, Mavi Vatan, Libya, Karadeniz gibi başlıklarda düne göre daha milli ve direngen buluyor. İktidarı bu konularda emperyalizmin hoşuna gidecek söylemde bulunan meclis muhalefetine göre olumlu bulunuyor.

Dolayısıyla ekonomik kriz, tek adam yönetimi, liyakat gibi meselelerden iktidarın önemli oranda zayıflayacağı beklentilerini, gelişmelerin bu seyriyle gerçekçi görmüyorum. Kaldı ki halkın çoğunluğunun ekonominin iyi yolda olduğu, daha da iyi olacağı yönündeki fikri, asgari ücrete, asgari ücretlilerin bile beklediğinin ötesinde % 21,5 oranında zam yapılması halkta güçlü bir ekonomik talebin olmadığını gösteriyor. Memur zam oranları memurları tatmin etmese de ciddi bir tepki gösterilmiyor. Sanırım salgın koşullarında ekonominin durağan olması normal karşılanıyor olmalı. AK Parti ve MHP tabanı son beş yılda maddi durumlarının iyileştiğini ve iş bulma olanaklarının arttığı görüşüne katılıyorlar.

Yukarıdaki bulgulardan görüleceği üzere örneğin Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi veya muhalefetin iddia ettiği diğer başlıklar ciddi eleştiri konuları değil. Halkın başka öncelikleri var. Milletimiz emperyalizme karşı daha olumlu tavır sergileyeni tercih ediyor. Bunla beraber iktidarın da olumlu tavrın güçlenmesinin önünde engel ve milletimizi kutuplaştıran uygulamalarına en son değinecek ve önerilerimi yazacağım. Ak Parti’nin desteğinin bir sebebi de bölücülüğe ve HDP gibi bölücü oluşumlara diğer partilere göre daha net tavır alması

Araştırmayı yapanlara göre “her parti taraftarının kendisine ait bir ‘diğer’ parti taraftarı var!”. HDP taraftarları “en uzak hissedilen” taraftar sıralamasında birinci. HDP’yi, AK Parti taraftarları izliyor.  AK Parti, İYİ Parti, MHP’liler için HDP en uzak iken CHP için en uzak HDP değil, AKP.

Bu nokta üzerinde durulmalıdır. CHP yöneticileri HDP’nin yasal, normal bir parti algısını, tabanına yayarak HDP’yi meşrulaştırmaktadır. Oysa “PKK sizi tükürüğünde boğar”, “Abdullah Öcalan’ın heykelini dikeceğiz” diyen yöneticileri olan HDP, yasalara aykırı uygun davranıyor olabilir mi!

Terörist bir örgütü öven, propagandasını yapan bir parti anayasaya, yasalara göre de vicdanlara göre de meşru sayılabilir mi!

İYİ Parti taraftarlarına en uzak CHP’nin aksine AK Parti değil de HDP olması, İYİ Parti tabanının siyasal tercihlerinin değişebileceğini gösteriyor. Hatta HDP’yi korumaya alan, normalleştiren, hatta geçtiğimiz yıllarda anayasa çalışması yapacak denli birlikte iş yapan tavrını sürdürürse İYİ Parti’nin de varlığının sorgulanacaktır. Zaten esasen Ümit Özdağ ile başlayan partinin içi tartışma artacaktır.

Bu sonuç önemli. Zira Cumhur ve Millet İttifakı olarak birbirine karşı kurulan oluşumlar varken İYİ Parti taraftarlarına en uzak olan kesimin AK Parti olması beklenilir; ama öyle değil. Bunun sebebi ne olabilir?

Bunun sebebi AK Parti’ye sempatinin sebepleriyle önemli ölçüde aynı. HDP’nin milletçe duyarlılık gösterilmesi gereken konulara (örneğin en son TBMM’de Azerbaycan’ın desteklenmesine) aykırı tutum alması, diğer parti tabanlarını, HDP’den uzaklaştırıyor.

Bu tespitin bir diğer sonucu da milli konulara CHP’yi belli oranda hariç tutarsak, parti tabanlarının parti karşıtlığıyla yaklaşmaması. İYİ Parti taraftarlarının milli meselelere karşıt noktada olan HDP’ye gösterdiği tepki, milli duyarlılığın ekonomik krize ve belirttiğim diğer meselelere baskın geldiğini de gösteriyor.

Diğer yandan HDP’ye uzaklık, azalarak 2015 yılında % 55, 2017’de % 53’ken, 2020 yılında % 40 olmuş.  Bu tespit de CHP, İYİ Parti taraftarlarında belirttiğim olumluluğa rağmen HDP siyasetlerinde geçen beş yılda değişiklik olmadığı halde AK Parti karşıtlığıyla açıklanabilir.

AK Parti’yi “en uzak” olarak görenlerin oranında % 5 düşüş gerçekleşmişken CHP içinse aksine  % 6 artmış. Bu durum da AK Parti’nin özellikle FETÖ darbe girişiminden sonra emperyalizme daha mesafeli hale gelmesi ve PKK, FETÖ gibi terör unsurlarıyla mücadelesi, CHP’ninse bu konularda tutuk, hatta kimi zaman teröristleri, emperyalistleri sevindirici söylem ve uygulamaları nedeniyledir. CHP’nin Akdeniz ve Karadeniz’de sondaj çalışmalarında “bir bidon gaz bulunamadığı”, “Libya’da, Suriye’de ne işimiz!”, adaletin hızlı işlemesi yerine PKK, FETÖ’den tutuklanan salıverilmesine yönelik “105 bin kişi neden içeride!” söylemi, milleti kendinden uzaklaştırmaktadır.

Kutuplaşmanın boyutları

Siyasal kutuplaşmanın görüntülerinden biri de ülke meselelerinin parti aidiyetlerine göre değerlendirilmesidir. Yani kişiler fikirlerini, kendi değerlendirmelerinden ziyade partisel yakınlığına göre açıklamaktadır. Parti eksenli düşünme, partiler üzerinden bölünmüşlüğü de beraberinde getiriyor. Kutuplaşmanın boyutlarıyla ilgili aşağıdaki veriler üzerinde düşünülmelidir.

Araştırmaya katılanların %52’si geçmişe kıyasla Türkiye’de görüş ayrılıklarının arttığını, %42’siyse geçmişte de ülkemizde benzer oranda görüş farklılıkları olduğunu düşünüyor.

Araştırman “parti taraftarları arasında sosyal mesafe, parti taraftarlarının duydukları ahlaki üstünlük ve diğer parti taraftarlarına karşı siyasal hoşgörüsüzlük” olarak üç ölçüt üzerinden duygusal siyasal kutuplaşmayı ortaya koyuyor. Görüşülen kişilerin;

  • % 75’inin çocuğunun “en uzak” hissettikleri parti taraftarlarının çocuğuyla evlenmesini istemiyor.
  • % 72’sinin “en uzak” hissettikleri partinin taraftarlarıyla iş yapmak istemiyor.
  • % 67’sinin çocuklarının “en uzak” hissettikleri parti taraftarlarının çocuklarıyla oynamasını istemiyor.
  • % 61’inin “en uzak” hissettikleri parti taraftarlarıyla komşu olmak istemiyor.

Araştırmayı yapanlara göre “bu yüksek oranlar, birlikte yaşama arzumuzun az olduğunu gösteriyor.”

Gerçekten de bu bulgulardan başka sonuç çıkarmak olanaklı değil. Siyasal kutuplaşmanın bir başka ölçütü de kişinin kendisini, diğer partililere göre “ahlaki” olarak üstün görmesi. Bulgulara göre:

  • Siyasi parti taraftarları vatansever (%87), ülkenin yararına çalışan (%86), onurlu (%85), açık fikirli (%84), zeki (%83) ve cömert (%80) gibi olumlu sıfatları kendi partilerinin taraftarlarına;
  • İkiyüzlü (%86), bencil (%85), kibirli (%82), zalim (%79), ülkeye tehdit oluşturan (%78) ve bağnaz (%77) sıfatlarını ise diğer parti taraftarlarına uygun görüyorlar.

Bundan daha önemlisi bireylerin kendilerine hak olarak gördükleri bazı özgürlüklere “diğer” parti taraftarlarının erişememesini normal görmeleri. Görüşülenlerin:

  • %41’i “en uzak” hissettikleri parti taraftarlarının şehirde yürüyüş düzenlemesine;
  • %37’si “en uzak” hissettikleri parti taraftarlarının basın açıklaması yapmasına;
  • %37’si “en uzak” hissettikleri parti taraftarlarının toplantı düzenleyebilmesine;
  • %35’i “en uzak” hissettikleri parti taraftarlarının kendi ihtiyaçlarına uygun eğitim alabilmesine;
  • %34’ü “en uzak” hissettikleri parti taraftarlarının siyasal görevler için aday olabilmesine karşı çıkıyor.

“En uzak” hissedilen parti taraftarlarının telefonlarının dinlenmesini onaylayanların oranı %48.

Araştırmayı yürüten Prof. Dr. Emre Erdoğan, 2015 ve 2017 yıllarında yaptığı benzer araştırmalarla değerlendirerek ötekileştirmenin sürdürüldüğünü belirtiyor:

“Birincisini 2015’te tekrarlanan genel seçimle; ikincisini 2017’de Cumhurbaşkanlığı referandumu sonrasında yürüttüğümüz Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları Araştırması’nın koronavirüs salgını dönemine denk gelen üçüncüsü her şeyin değiştiği ülkemizde değişmeyen bir şeyin de olduğunu gösterdi: Siyasal duygusal kutuplaşma. Her üç araştırmada da vatandaşlarımızın kayda değer kısmının kendisine uzak gördüğü siyasal parti taraftarlarını ‘ötekileştirmekten’ geri kalmadığı görülüyor.”[2]

Emre Erdoğan araştırmaya katılanların %52’sinin geçmişe göre Türkiye’de görüş ayrılıklarının arttığına yönelik sözlerini de geçmişteki olumsuz hususlarla kıyaslıyor ve şimdi geçmişten farklı olarak siyasal parti tercihleri kimliklere dönüştüğünü tespit ediyor ve bunu “bir çeşit salgın” olarak nitelendiriyor:

“Türkiye hep böyle bir ülke miydi, bilmiyoruz. 1950’lerde Halkçı ve Demokratların kahvelerini ayırdıklarını; 1970’lerde sağ ve sol arasında silahlı çatışmaların yaşandığını ve 1980’lerde birçok kişinin siyasi görüşleri nedeniyle işlerini kaybettiklerini ya da eğitimlerini yarıda bıraktıklarını biliyoruz. Ancak sözü geçen çatışmalar toplumun ne kadarını etkiliyordu; buna dair hatıralarımızdan başka bir kanıtımız yok; ülkenin ‘karanlık’ yılları olarak bilinen 1990’larda dahi insanların kolaylıkla parti değiştirebildiklerini biliyoruz.

Oysa şu anda siyasal parti tercihleri kimliklere dönüşmüş durumda ve kimsenin partisinden kolay kolay vazgeçeceği yok gibi gözüküyor. Siyasal duygusal kutuplaşma, siyasal sekteryanizm ya da siyasal kabilecilik; hangi adı verirseniz verin, insanları birbirinden soğutan ve aralarına duvarlar ören bir salgın ülkeyi sarmış durumda.”[3]

Bilgi ortamı da bu salgını besliyor. Her partilinin, partinin fikirlerini savunan haber bülteni ya da gazeteyi takip ediyor. Kendi gibi düşünmeyen haber kaynaklarını “taraflı” buluyor. Kendi fikirlerini onaylayanlarla arkadaş oluyor, sadece o arkadaş çevresinin haberlerini duyuyor. Böylece haklılığına iyice ikna oluyor. Sosyal medya da “haklılığını” iyice perçinliyor. Çünkü kişi, kendi gibi düşünenlerin olduğu sosyal medya ortamlarına dahil oluyor. Başkalarını pek arkadaş kabul etmiyor. Saygılı da olsa farklı fikir dile getirenleri bir süre sonra yaftalayıp arkadaşlıktan atıyor, kişiyi takibi bırakıyor.

Özetle birbirine hoşgörüsü azalmış, ayrı kutuplara bölünen bir toplum haline dönüşüyoruz.

Peki bu bölünmüşlüğün sebepleri neler ve kutuplaşmayı nasıl azaltabiliriz?

Kutuplaştırmanın nedenleri ve sorumluları 

Bölünmüşlüğün yani kutuplaşmanın gözden kaçırılan önemli sebeplerinden biri üzerinde duralım. Bu sebep kutuplaştırmadır. Kutuplaştırma çabası olmasa bu denli kutuplaşma olmazdı. Kutuplaştırma çabasının nedenlerini bilirsek neyi ortadan kaldıracağımızı da biliriz. Bunlar arasında iki önemli neden üzerinde duralım:

  1. İktidara gelmek ve iktidarda tutunmak: Kutuplaştırmanın en önemli nedenidir. Bu iktidar, yerel bir birimde bir dernek, sendika, meslek kuruluşu olabileceği gibi siyasal iktidar da olabilir. İktidar mücadelesi ikiye ayrılır:

         a-Aynı kurum içinde: Kutuplaştırma, aynı kurum içinde rakibi ötekileştirerek tabanın etrafında kenetlemesi için bir yöntemdir. Üyesi olduğu dernek ve sendikada karşılaştığım bir durum olduğu için iyi biliyorum. Bir yere adaysanız sizi, o kurumun temel ilkeleri üzerinden ve fikirlerinizi çürütmekle değil, o kurumun üyelerinin genelde hoşuna gitmediği kesimlerden olmakla veya o kesimlere “çalışmakla” yaftalayanlar, ötekileştirenler, itibarsızlaştıranlar çıkabiliyor. Araştırmalarda aynı kurumların içindeki ötekileştirme, hedef gösterme yansıtılmaz.

        b-Farklı kurumlarda: Burada da iki durum var:

1a. Farklı kurumların üyeleri için kutuplaştırma, hedefe ulaşmak için rakibi gözden düşürmenin yoludur.

2b. Kendi eksik ve hatalarını gözden uzaklaştırmanın bir yoludur.

Örneğin eski CHP milletvekili Berhan Şimşek’in katıldığı bir televizyon programında kullandığı ifadeler sonrası Kemal Kılıçdaroğlu şunu diyor:

“Bizim eski milletvekili arkadaşımız bir açıklama yapıyor. ‘Vali militan, yargıçlar militan, alınan kararları görüyoruz’ diye. Vay sen misin militan diyen…İçişleri Bakanlığı yazı yazıyor bütün valiliklere, hepiniz suç duyurusunda bulunun, dava açın diye. Açmazsanız namertsiniz.”

Berhan Şimşek, sonrasında Süleyman Soylu, valileri kışkırtarak yanlış yapıyor, Kılıçdaroğlu da “açmazsanız namertsiniz” diyerek olaya valilerin şerefini karıştırıyor. Halk da “bak nasıl da konuştu, bak nasıl yanıtını verdi, helal olsun!” diye düşündürülmek isteniyor.

Niyet okumaksızın ele alırsak, akıllara şu sorular gelebilir:

Hedefe ulaşmak için rakibini gözden düşürme çabası, heyecanlı davranmaktan öte bir durum olabilir mi? Yaşananlar kendi eksik ve hatalarını gündemden uzaklaştırmak için ilgiyi rakibe yöneltmek, hatta kendilerine yönelik mağduriyet yaratmak yönünde bir siyaset tarzı mı?

Valiler bakana uymasa “İç İşleri Bakanı’nın sözü geçmiyor”, uysa “İç İşleri Bakanı’nın sözüyle harekete geçtiler” denmeyecek mi? Valiler dava açsa “açmazsanız namertsiniz” diye kışkırtan Kılıçdaroğlu, kendini “mağdurum” diye mi savunacak? Benzer ekil de Soylu da “sözümü dinlemiyorlar” diyerek mağduriyet algısı mı yaratacak?

Emperyalizmi sevindirmeyelim 

Siyasetçi ve bu siyasetçileri önemseyenlerin benzer söylemleri milletimizin aklına bu soruları getirecektir. Sonuçta ne niyet edilirse edilsin, millet kutuplaşıyor. Oysa sevinen emperyalizm olmuyor mu?

Emperyalizm kutuplaşmış bir toplumdan adam devşirebilir ve “demokrasi kahramanı” rolünde o ülkeye yerleşir. Dolayısıyla önemsediği siyasetçilerin bu tür sözlerini paylaşan kişiler, yukarıdaki soruların akıllara geleceğini tahmin etmeli ve bunun rakibini alt etmekten çok kutuplaşmayı artıracağını hesap ederek fikir ileri sürmelidir.

  1. Kendiyle barışık kalmak ve dışlanmamak: Bir konferansımda cümlelerimin hoşuna gitmediği izleyicilerden biri, yanında oturanın arkadaşım olduğunu bilmeden, kulağına “buraya AKP’li birini çağırmışlar” diye fısıldamış. Başka bir konferansım sonrası havaalanına bırakırlarken arabada sohbet ettiğim ikimizin de üyesi olduğumuz bir derneğin şube başkanıyla konuşurken, bir yerde “Mustafa Bey, siz de üzerimize çok geliyorsunuz.” demişti. Sorularla düşünmesini sağlamaya çalışıyordum. Ezberletilmiş yanıtlar verdikçe başka bir soruyla çürütüyordum. Bocalıyordu, yer yer hak vermeye başladığından ezberinin, söyleyecek sözünün tükendiğini anlayınca, fikirleriyle, kendiyle barışık kalmak için böyle bir yola başvurduğunu düşünüyorum. Çünkü kişi, genelde, fikirleri çürütüldükçe kendisi gibi düşünenlerle eleştireceği, çatışacağı için çevresini kaybetmeyi göze almıyor ve sorgulamayı daha başta bırakıyor.

Sorumlu hepimiziz 

Dolayısıyla sorumlu hepimiziz. Sorumlunun kendimiz de dahil hepimiz olduğunu bilirsek, değişime, çözüme kendimizden başlamamız gerektiğini kavrarız. Herkes yanlışı sürekli başkasında ararsa kimse çözüm üretmez. Herkesin kendini gözden geçirmesi önemli ölçüde anlayışı birliği yaratacak ve iletişim sıkıntıları azalacaktır.

Bir örnek verelim. Sosyal medyada dolaşan sosyolog Mümin Sekman’a ait “Ortadoğululuk nedir?”[4] başlıklı yazı var. Yazar, Ortadoğululuk’un ne olduğuna dair bir dizi cümle sıralıyor ve “Yukarıdaki maddelerin birçoğunun dinle ilgili olduğunu görüyorsunuz, neden?” diye soruyor ve yanıtını da şöyle veriyor:

“Çünkü ortalama bir Ortadoğulunun beyninin yüzde 75’i dinle kaplıdır. Bu yüzden diğer şeylere çok az yer kalır. Onun zihniyetiyle ilgili söylediğiniz her şeyi, dinine saldırı sayar.

Dinle ilgili olmayan pek fikri olmadığı için, dinini ilgilendirmeyen hiçbir eleştiri yapma şansınız da yoktur!”

Yazara ve onun gibi düşünenlere sorayım: Yazarın kurduğu “Lideri yüceltip, iyi sistem kurmayı aşağılamak Ortadoğululuktur”, “Duyguları yüceltip mantığı küçümsemek Ortadoğululuktur”, “Sözü yüksek olanı değil, sesi yüksek olanı iyi lider sanmak Ortadoğululuktur”, “Standart sahibi olmak yerine, düştükçe ‘beterin beteri var’ diye kendini avutmak Ortadoğululuktur” sözlerinin sadece dinle mi ilgisi var?

Hayır. Sadece dinle mi ilgisinin olmadığını yukarıda siyasetçiler arasındaki polemikten, aynı kurumda bile itibarsızlaştırma, ötekileştirme çabasının olmasından, bizzat başıma gelenlerden ortada değil mi!

Bu yazıyı paylaşanlar Ortadoğululaşmanın olumsuz yönlerini (tıpkı araştırmadaki gibi) başkasına atfediyor. Çıkarcı, art niyetli, bedavacı hep başkaları. Kendisi ve kendisi gibi düşünen kurumlar ise iyi niyetli, dürüst; yani olumlu özellikler kendilerine ait. Yazı özel olarak da dini duyguları yüksek insanlarımızı hedef alması yönüyle sorunlu ve kutuplaştırıcı.

Oysa kendiyle barışık kalmak, bulunduğu kesimden uzaklaşmamak için duyguları, ezberletilmiş fikirleri yüceltip soruyu, mantığı küçümseyen tavır, çoğu kişi de yok mu?

“Bak nasıl da ağzının payını verdi!” diyerek sözün kendisini değil de sözün yüksekliğini iyi yönetici, siyasetçi, lider sananlar sadece bir kesim mi?

“Aman iktidara/muhalefete açık vermeyelim, eleştirinin sırası değil!” diye eleştiriyi saldırı gibi görüp “standart sahibi olmak yerine, düştükçe ‘beterin beteri var’ diye kendini avutan” sadece muhafazakar kesim mi?

Konferanslarımda sözümü kesen, daha fazla dinlemeye tahammül edemeyip terk edip giden, “haklısınız; ama şuna, buna açık vermeyelim” diye konuyu başka yöne döndürmek isteyenler, yazarın ve bu yazıyı paylaşanların iddiasının aksine pek de beyninin yüzde 75’i dinle kaplı olanlara benzemiyor.

Görüldüğü gibi kutuplaştırma sadece siyasetçiler arasında olmuyor. Birçok kişi de kutuplaştırmanın sorumlusu. Dolayısıyla Prof. Dr. Emre Erdoğan’ın dediği gibi “Vatandaşların birbirlerine arkalarını döndükleri, diğerinin düşüncesini duyamadıkları ve aslında ortak bir kaderi paylaştıklarını kolayca unutabildikleri ortamı yaratan herkes bu durumdan sorumlu.”

Peki kutuplaşmayı nasıl azaltacağız?

Çözüm 

Bazı önerilerimi şöyle sıralayabilirim:

  1. Başkalarının da bizimle aynı kaygılara sahip olduğunu düşünmeliyiz:Böyle düşünmek rahatlatır. Neredeyse herkes vatanını sever, yaşadığı mahalleye uyum sağlama, kaynaşma niyetindedir. Pek az kimse sosyal yalıtılmışlık içinde olmayı arzular. Aidiyet duygusu güçlü bir duygudur.
  2. Yaftalamadan önce birbirimizi anlamaya çalışmalıyız:Herkes aptallığından, art niyetinden, hainliğinden farklı düşünmüyor. Neyi, hangi amaçla yaptığını dinleyeceğiz, soracağız. Anlamadığımız olaya, kişiye yönelik öneri, çözüm getirebilir miyiz?
  3. Çok yönlü bilgilenelim:Tek yönlü bilgi akışı kutuplaşmayı derinleştirir. Hoşumuza gitmese de farklı fikirdeki haber kanallarını, kişileri de dinlemeliyiz.
  4. Kavramları iyi bileceğiz:Örneğin bu araştırmayı yapan Prof. Dr. Emre Erdoğan “benim için tehlikeli olan ırkçı milliyetçilik” dese de “Milliyetçilik bir hastalık zaten”[5]diyerek kutuplaşmanın azalmasına yönelik söylediği önemli önerilere rağmen kavram karmaşasından kurtulamıyor.

Milliyetçiliği, hastalık, ırkçılık diye anlayan kişi, adında “Milliyetçi” geçiyor diye, her MHP’liyi ırkçı sayar. Ya da tersinden HDP’li siyasetçilerin terörist Öcalan’ı savunan söylemlerini duyan biri HDP’ye oy veren herkesi “bölücü” olarak yaftalar. Halbuki oy vermek o partinin bütün siyasetlerinin anlaşıldığı,  onaylandığı anlamına gelmez.

Milliyetçiliğin tasada ve kıvançta birleşen, ortak vatanda geleceği beraber kurmak arzusunda olmaktır. İnsanidir. Dünyanın başka ülkelerinin vatandaşları, örneğin Çinliler, Araplar, Almanlar, Fransızlar, İtalyanlar milliyetçi değil mi ki biz de olmayalım!

Demokrasi, adalet gibi kavramları emperyalizmden kopuk anlamayalım.

  1. Mücadelede öncelik sıralaması yapılmalı: Araştırmada da görüleceği üzereişsizlik (%50), fiyat artışları (%47) ve Koronavirüs salgını (%27) ülkenin en önde gelen sorunları olarak görülüyor. Bunla beraber araştırmaya göre görüşülen kişilerin %18’i için Türklük en önemli kimlik. Diğer önemli değer görülen Atatürkçülük, Milliyetçilik, Ülkücülük, muhafazakarlık kavramlarını da birlikte düşünürsek “vatanseverlik” kavramının % 40 olduğu görülür. Türk milleti “Türklük” kavramını en önemli kimlik olarak öne çıkarıyor? Çünkü emperyalizm Türk milletini dinsel, mezhepsel, etnik temelde ayrıştırmaya çalıştığı için. Bu sebeple araştırmada Türkiye’ye en büyük tehdit oluşturan ülke olarak ABD gösteriliyor.

Demek ki milletimizce ithalat değil üretim ve üretimin getireceği istihdam, ucuzluk, emperyalist tehditlere direnme arzulanıyor. Dolayısıyla bu başlıkları mücadelemizin en başına yazarsak, milletimizi de bu yönde harekete geçirebiliriz. Böylece hepimizin kaygısının önemli ölçüde ortak olduğu daha rahat anlatırız.

Ekonominin darboğazda olduğu iddiası yaygın kanı iken AK Parti gücünü nasıl koruyabiliyor?

“AK Parti’nin gücünü korumasının sebebi” başlığında bunu dile getirdiğim gibi, araştırmaya göre Batı’nın Türkiye’yi bölme çabasında olduğu yönündeki inanç çeşitli parti taraftarlarının ortak görüşüdür. Bundan dolayı da zikzaklarına rağmen AK Parti’nin PKK, FETÖ, Suriye, Azerbaycan, Mavi Vatan, Libya, Karadeniz gibi başlıklarda düne göre daha milli ve direngen olması, milletimiz iktidara desteğini sürdürüyor.

Araştırma da sadece “tencere” simgeli ekonomik söylemin yeterli olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla “Vatanseverliği ıskalayarak sadece ekonomik çarelerle toplumun önüne çıkan anlayış toplumsal desteği sağlamak için yeterli olmuyor, olmayacak.” demiştim. Milletin önceliği sadece ekonomi değil. Ekonomi ve bölünme iki önemli kaygı. Bu sebeple de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, hukuk, eğitim, laiklik halkın daha sonra önem verdiği konular. Bu kaygılar bağımsızlığı ve bunun bir türevi olan bağımsız, halkçı ekonomi önceliklerini öne çıkararak ve emperyalizme karşı Türk milletini birleştirerek azalacaktır.

Çam budaktan yarılır 

Kavramları emperyalizme bağımsızlık mücadelesini, Türk milletinin birliğini pekiştirmesinden ayrı değerlendirmeyiz.

Unutmayalım ki çam budaktan yarılır. Atatürk, saltanat, kadın, laiklik, vb her meseleye eşit önem vermemiş, vatanın bağımsızlığını, Türk milletinin birliğini esas alarak süreç içinde diğer meseleleri gündeme getirmiştir. Bu tavır, meseleleri unutmak değil, tersine çözüm üretmek üzere esası; yani önceliği belirlemektir. Çünkü hangi konu, diğerlerinin çözümüne daha fazla sağlayacaksa o, öne çıkarılır.

Yazı dizimi burada bitirirken özetle kutuplaştırmaya alet olmamak, birbirimizi anlamak için birbirimizi dinler, ekonomi ve bağımsızlık temelinde mücadele önceliği belirlersek, kaygılarımızın da ortak olduğunu halkımıza anlatabilir, kutuplaşmayı azaltabiliriz.

Sadece milletvekilleri değil hepimiz emperyalizm etkenli ithalata bağımlılığın ekonomiyi de bağımsızlığı zedelediğini görerek milletimizi birbirine kenetlemeliyiz. Çünkü emperyalizm ile Türk milleti arsındaki çelişme diğer zamanlara göre daha arttığı araştırmanın da tehdit algılarıyla ortadadır.

Atatürk’ün “aslolan iç cepheyi birleştirmektir.” sözünü hatrımızdan çıkarmamalıyız.

[1] Araştırma bulgularını şu bağlantıdan görebilirsiniz: https://www.turkuazlab.org/wp-content/uploads/2020/12/Turkiyede-Kutuplasmanin-Boyutlari-2020-Arastirmasi.pdf 

[2] Emre Erdoğan, “Kutuplaşmanın Boyutları”, Cumhuriyet, 31.12.2020, erişim tarihi 2.1.2021, https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylar-ve-gorusler/kutuplasmanin-boyutlari-prof-dr-emre-erdogan-1802578 

[3] Agm. 

[4] Mümin Sekman, “Ortadoğululuk Nedir?”Özgür İfade, 27 Nisan 2020,  erişim tarihi 29.01.2021, https://ozgurifade.com.tr/2020/gundem/ortadogululuk-nedir-8565/ 

[5] İpek Özbey, “Prof. Dr. Emre Erdoğan, siyasetçi ve gazetecilere şiddeti değerlendirdi”, Cumhuriyet, 25.01.2021, erişim tarihi 25.01.2021, https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/prof-dr-emre-erdogan-siyasetci-ve-gazetecilere-siddeti-degerlendirdi-1808578

 

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.