DOLAR 16,8853
EURO 17,8334
ALTIN 992,10
BIST 2.554,08
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 20°C
Az Bulutlu
Ankara
20°C
Az Bulutlu
Paz 19°C
Pts 23°C
Sal 25°C
Çar 26°C

MESELENİN ÖZÜ DİYANET’İN, HUTBELERDE ATATÜRK’Ü ANMAMASI MI?

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, hutbelerde Atatürk’ü anmamasıyla ilgili gerekçe olarak gösterilen ve Atatürk’ün de cumhurbaşkanı olarak imzaladığı 316 numaralı 5 Mart 1924 tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi’nin günümüz Türkçesi ve Osmanlıca ile şöyledir:

“Badema [bundan sonra] hutbelerde isim zikir edilmeksizin ‘Millet ve Cumhuriyetin selamet ve saadetine’ dua edilmesi takarrur etmiş [kararlaştırılmış] ve bu kararın bilcümle vilayete tebliği dâhiliye vekâletine havale edilmiştir.”

Bu kararnameden 2 gün önce 3 Mart 1924’te hilafet, 2 yıl önce 1 Kasım1922’de de milletin hafızasında 600 yıl yer etmiş saltanat kaldırılmıştır. Dolayısıyla Atatürk istemiştir ki zihinlerde kişi egemenliği yerine millet egemenliği; biat, kulluk gibi kavramlar yerine vatandaşlık kavramları yer etsin, pekişsin. İlgili kararnamedeki “hutbelerde isim zikredilmeksizin” denilirken kastedilenin Atatürk’ün değil, halifenin, padişahın olduğuna yönelik değerlendirme, hatalıdır. Eğer böyle olsaydı Atatürk, kendi isminin doğrudan veya “cumhuriyet yöneticileri” gibi bir ifadeyle dolaylı anılmasını isterdi. İsyanların bastırılarak cumhuriyete yönelik tehdidin önemli ölçüde geride kaldığı 1930’lu yıllarda da hutbelerde adının anılmaması, Atatürk’ün dinin bir araç olarak kullanılmasına karşı olduğunu gösterir. “Şimdi saltanat, hilafet tartışması, tehdidi geride kaldı” diye de Atatürk’ün hutbelerde adının geçmesini istemek, Atatürk’ün karşı çıktığı “fikirlere dinen meşruluk sağlama” çabasında bulunmaktır. “Atatürk kendisinin anılmasını istemedi ama şimdi hayatta değil. Dolayısıyla anmak gerekir” şeklinde yaklaşım, Atatürk’ün niyetinin ne olduğundan eminmiş gibi düşünmektedirler. Bu, her şeyden önce karara aykırıdır. Bunu diyenler karara uymamayı savunmuş oluyorlar. Dahası Atatürk’ün kendisinden sonraki dönemleri göz önünde bulundurmadan karar vermediği düşünülse bile, bu net değildir. Ayrıca “Atatürk, kendisinden sonraki dönemi düşünmemiş olabilir mi?” sorusunu aklımızda tutmamız gerekir.

Meselenin özü diyanet’in Atatürk ilkelerine uygun davranmasıdır

Kararnamede net olan, isim zikredilmesini istenmediğidir ve buna uygun davranmak daha doğrudur. Dahası gerek de yoktur. Çünkü meselenin özü Atatürk’ün anılmasından ziyade Atatürk’ün ilkelerine sahip çıkılmasıdır. Diyanet İşleri Başkanı ve Başkanlığı Atatürk’ü, hutbeler dışında anıyor ama mesele, Diyanet’in Atatürk’ü anıp anmamasının ötesindedir. Diyanet, milli birliğe, insan onuruna, kadının özgürlüğüne, laik düzene uygun söylem ve eylemlerde bulunduğu sürece Atatürk’ü anmasının anlamı vardır. Oysaki Diyanet’in fetva, söylem ve eylemlerine baktığımızda, saydıklarımıza aykırı hususlarla karşılaşıyoruz. Örneğin Diyanet fetvalarında Anayasaya, Medeni Kanun’un ruhuna aykırı şu ifadeler yer almaktadır:

  1. Kocaya 4’e kadar çok eşli olma hakkı.
  2. Anneleri ile zifafa girilmeyen üvey kızlarla evlenilebilir.
  3. Boşama yetkisi kocaya verilmiştir, koca yetkisini başkasına devredebilir.
  4. Boşama için kocanın mahkemeye gitmesine gerek yok, “boş ol” demesi yeterli.
  5. Dinini ve ahlakını beğendiğiniz dünürün oğluna kızınızı vermezseniz yeryüzünde fitne ve bozgunculuk olurmuş.
  6. Kadın, eşinin sevmediği kimseleri evinize sokmamalı ve hoşlanmadığı kimselerle konuşmamalı imiş.

Diyanet, kendisini laik anayasal düzenle sınırlamıyor, fetvalarıyla hayatı şekillendirmeye çalışıyor. Milletimiz ise milleti kutuplaştıran ve anayasal düzene aykırı ifadelerinden dolayı Diyanet’e tepki duymakta ve Atatürk konusunda hassasiyet göstermektedir. Diyanet, 3 Mart 1924’te kendisine tanınan görev ve yetki sınırları içinde kalır ve 10 Kasım’da, milli günlerde, önemli zamanlarda Atatürk’ü anarsa, hutbelerde adının yazılmaması mesele olmaktan çıkacaktır. Diğer türlü hutbelerde adını zikretse de Atatürk ilkelerine aykırı davrandığı sürece milletimizin tepkisi sürecektir.

Mustafa Solak

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.