DOLAR 9,3055
EURO 10,8467
ALTIN 534,41
BIST 1.432
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 20°C
Az Bulutlu
Ankara
20°C
Az Bulutlu
Cum 22°C
Cts 23°C
Paz 20°C
Pts 13°C

Sadece “Kadın” Olabilmek Üzerine…

Çok şey mi istiyorum? Sadece “kadın” olabilmeyi dileyince. Önüne ardına bir sıfat eklemeden, bölmeden gruplara ya da gizlemeden başka kavramların içine, “bayan” da değil, sadece ve sadece “kadın” olmak istiyorum.

Anne veya eş olmak zorunda olmamalıyım, toplum nezdinde değer görmek ya da daha değerli olabilmek için. Bu, anne olmayı veya “aile”yi önemsemediğim/küçümsediğim anlamına gelmiyor.

Sorunlara değil, çözümlere odaklanıp, soruları sormakla zaman kaybetmeden, hızlıca kendimce yanıtlara geçmek istiyorum.

Malum yolumuz uzun ve meşakkatli, bir o kadar da onurlu…

Başlıyorum…

Bence,

8 Mart, bugünün kabulünü sağlayan kadın hareketlerini de selâmlayarak, onların önemini yadsımadan, “emekçi olan-olmayan” ayrımı yapmadan, tüm kadınların günü olarak kutlanmalıdır/anılmalıdır. Ev kadını, çalışan/çalışmayan/çalışamayan, okumuş/okumamış/okuyamamış, başörtülü/başı açık, o görüşte/bu görüşte vs. vs. diye bölünmeyi/ayrıştırılmayı reddediyorum.  Bu tür ayrımlar bizi bölüyor; karşı karşıya getiriyor; gücümüzden güç eksiltiyor; bizi bize yabancılaştırıyor. Ötekileştirmeden/yaftalamadan/yargılamadan “kadın ortak paydası”nda bir araya gelebilmeyi, sorunlarımız için ortak mücadele yürütmeyi, güç birliğini/kadın dayanışmasını önemsiyorum.

Kadın olduğumuz için bizlere yaşatılan sorunlar ortak ve aynı zihniyetten kaynaklanıyor.

“Kadın sorunu” ifadesine karşıyım. Sanki kadın olmak başlı başına sorunmuş algısı yaratıyor. “Kadın sorunu” değil, “kadınla sorunu olan”lar var aslında. Ve asıl sorun onlarda. O yüzdendir ki, örneğin sadece kadınlara özel “pembe otobüs”e karşıyım. Ben saklanmak zorunda değilim; kendimi kadınlarla sorunu olanlara göre konumlandırmak zorunda değilim.

Evet, sırf kadın olduğumuz için bizlere yaşatılan/dayatılan zorluklar/haksızlıklar var. Zaman zaman yıpratıldığımız/engellendiğimiz/hakkımızın yendiği/sesimizin kısılmaya çalışıldığı/görünmez cam tavanlara hapsedildiğimiz doğrudur. Kadınlara karşı şiddet, kadın cinayetleri durmak nedir bilmiyor. Kadınlar emeklerinin karşılığını alamıyorlar, çoğunlukla. Toplumda hak ettiğimiz yere gelemedik henüz. Bir bakıyorsunuz, kadın-erkek eşitliği bile tartışmaya açılıyor. İnanılır gibi değil!

“Kadın hakları” denmesi bile fazla/yersiz gelebiliyor, bazılarına. “İnsan hakları” denmesi yetmez mi gibilerinden itirazlar yükselebiliyor. Haksız yere, “erkek düşmanlığı yapıyorsunuz” yaftasını yapıştıran da var, “dış mihrakların yurt içi temsilcisi” muamelesine layık görüldüğümüz de oluyor…

Kadın olduğumuz için sıklıkla kendimizi kanıtlamak ve aynı iş için, erkeklere oranla daha çok çalışmak/fedakârlık yapmak zorunda bırakılmak yoruyor.

Sorunlar saymakla bitmiyor.

Ama bunlar bile bizi yolumuzdan döndürmüyor/yıldırmıyor.

Gücümüz tükenir gibi olup, zaman zaman dibi görsek de, Zümrüdüanka kuşu misali küllerimizden doğuyoruz, yine, yeni, yeniden…

Yanlış anlama olmasın: Her şeye rağmen “kadın olmak” olağanüstü güzel…

Kadın olduğum için bana yaşatılan/dayatılan olumsuzların/haksızlıkların, bir zihniyet meselesi olduğunun farkındayım. Bunun bugünden yarına değişmeyeceğinin de. Sihirli formül peşinde değilim. Ümitsiz de değilim, aşırı iyimser de… Gerçekçiyim yani, ayaklarım yere basıyor. Hep pembe tablolar çizmek de sürekli karalar bağlamak da yardımcı olmuyor.

Temkinliyim. Bir kadın olarak sahip olduğum haklarımdan vazgeçmeye hiç niyetim yok.

Yukarıda saydığım sorunlar, biliyorum ki, sadece benim ülkemle sınırlı değil. Tüm dünya kadınları, -farklı ölçülerde ve şekillerde ortaya çıksa da- benzer sorunlar yaşıyor. Elbette ki, ülkemize özgü sorunlar için kendi millî çözümlerimizi üretmemiz gerektiğinin bilincindeyim. Ve diğer mücadele alanlarında olduğu gibi, kadın hakları mücadelesinin de kimsenin güdümüne girmeden, bağımsız bir mücadele olarak yürütülmesi gerektiğine inanıyorum.

Kadın hakları mücadelesini yürütmemiz, vatanımızla ilgili konulara/sorunlara sırtımızı döndüğümüz anlamına gelmiyor. Bu iki mücadeleyi birbiriyle çarpıştırmak/yarıştırmak niye? Kadın hakları mücadelesi, vatan için verilen mücadelenin ayrılmaz bir parçasıdır. Sorunlarını çözmüş güçlü kadınlar, sağlıklı nesillerin yetişmesinde ve ülkemizin/milletimizin aydınlık geleceğinin inşasında en önemli role sahip olacaklardır. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk demiştir ki, “Kadınlarını geride bırakan toplum, geride kalmaya mahkûmdur”. “İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin. Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?”

Kadın erkek eşitliği, adil işbölümü, kadın hakları mücadelesi, elbette ki kadınlar kadar erkeklerin de mücadelesidir. “Kadın erkek el ele/omuz omuza mücadele”, sadece bir slogan olarak kalmamalı (Kalmıyor zaten, çoğunlukla).

Hukuk kuralları (ulusal ve ülkemizin taraf olduğu uluslararası hukuk kuralları) önemli/ vazgeçilmez güvencemizdir.

Hukuk kuralının konulmasıyla yetinmeyip, onların gereğinin de yerine getirilmesinin takibi ile toplumda kadınlar aleyhine önyargıları, klişeleri kırmak önemli bir mücadele alanımızdır.

Kadınlar olarak, yönetimde/karar alma mekanizmalarında erkeklerde aynı oranlarda yer almalıyız. Bu amaca hizmet etmek üzere, örneğin siyasette kadın kotası şart, kanımca. Yönetimde/karar alma mekanizmalarında erkeklerle eşit oranlarda yer aldığımızda da kadın dayanışmasını/duyarlılığını/içtenliğini/inceliğini, yani “kadın farkı”nı yansıtabilmeliyiz/hissettirmeliyiz.

Cumhuriyetimizin kazanımlarının Türk kadını için özel anlamını hiç aklımdan çıkarmadan,

Devletimizin çatısı altında her sorunumuzu çözebileceğimize sonsuz inançla,

Atatürk İlke ve İnkılâplarından aldığım güç ve destekle onurlu bir birey olarak yerimi aldığım toplumumuzda farkındayım ki;

Mücadele yolumuz uzun ve engebeli…

Ama bu yolda yalnız yürümüyorum.

Güçlüyüm ve en güzeli de gücümün farkındayım.

Kadın dayanışmasına inanıyorum ve güveniyorum. “Kadın kadının kurdu değil, yurdudur” (anonim), bana göre de.

“Hatta kadınlar bile” ifadesindeki, “hatta” ile “bile”nin kıymeti harbiyesi yok nezdimde.

Salgının etkisiyle, kadınlar olarak işimiz, sorumluluğumuz ve yükümüz artsa da ve daha fazla etkilensek de olumsuzluklardan, krizi fırsata çevirmenin bir yolunu bulacağız.  Salgın sonrasında, pek çok şeyin eskisi gibi olmayacağının bilincinde olarak, gelişmeleri izlemekle yetinmeyerek, oluşacak yeni düzene, kadınlar bakımından da yön ve şekil vermek üzerek çalışmalıyız.

Sabırla,

Kavgayla değil, ikna ederek,

Üreterek,

Ve asla umutsuzluğa düşmeden…

Yılmak yok, mücadeleye devam.

 

8 Mart Dünya Kadınlar Günümüz kutlu olsun.

8 Mart 2021

 

Dokuz Eylül Üniversitesi

Hukuk Fakültesi

Milletlerarası Hukuk Anabilim Dalı

Öğretim Üyesi

Dr. Öğr. Üyesi Münevver Aktaş

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.