DOLAR 7,4320
EURO 8,9758
ALTIN 409,63
BIST 1.531
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 12°C
Parçalı Bulutlu
Ankara
12°C
Parçalı Bulutlu
Per 10°C
Cum 16°C
Cts 15°C
Paz 9°C

Cumhuriyet, Sendikacılık ve Demokrasi

29.10.2020
45
A+
A-

Bugün Türk Milletinin emperyalizme karşı kazandığı Milli Mücadele zaferimizin Cumhuriyet ile taçlandırılışının 97 inci yıldönümü.

Türk toplumunun bir asırlık Cumhuriyet döneminde, modernleşme ve insan onuruna yakışır şekilde yaşama mücadelesi, demokrasiyi özümseme çabaları türlü badireler atlattı.

1919 yılında işgal altında, uluslaşamamış, çağdaşlaşamamış, savaşlardan yorulmuş, yılgın, yoksul bir halk, padişahın/halifenin, tarikatların, aşiret reislerinin, toprak ağalarının kulu durumundaydı. Yüzde 80’i okuma-yazma bilmeyen halk, çeşitli biçimlerdeki kulluğu kabullenmişti.

İnsanların büyük çoğunluğu, kendilerini bir milletin parçası değil, bir tarikatın mensubu, toprak ağasının marabası, padişahın kulu olarak görüyordu.

19 uncu yüzyılda Osmanlı Devleti’nin ekonomisinin denetimi Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar) İdaresi’nin, yani emperyalistlerin elindeydi. Ülkenin sanayisi çökertilmiş, büyük devletler kapitülasyonlardan aldıkları güçle Osmanlı Devleti’ni yüksek karla satış yapılan bir pazar olarak kullanıyorlardı.

Düşmanın vatanın bağrına hançeri sapladığı bu koşullarda, ülkenin önce siyasal, ardından iktisadi bağımsızlığını sağlamak, insanları kulluktan kurtarmak, haklı çağdaş bir ulusa dönüştürmek gerektiği 1908 Jön-Türk devrimiyle oluşan kadronun bilincine yerleşmişti.

Tarihin pususunda bekleyen bir devrimci, Türk Milli Demokratik Devrimi’ni programlaştırdı ve aşama aşama uygulamaya koydu.

Türk aydınlanmasını ve onun programı olan Milli Demokratik Devrimi, bireyin padişahın kulu, ağanın marabası, şeyhin müridi olmaktan kurtarılarak, ‘Cumhuriyetin yurttaşı’ yapma mücadelesi olarak özetleyebiliriz. İşte bu bir asırlık mücadele günümüzde de tüm yakıcılığı ile devam ediyor.

Örgütlü toplum bilinçlenme düzeyinde önemli bir aşama kaydetmiş toplumdur. Türk toplumunun, evvelinde bazı istisnalar olsa da, özgür bir şekilde, yasalarla güvence altına alınmış, örgütlenme aşamasına geçişi 1961 Anayasası’nın getirdiği haklar sayesinde olmuştur.

Türkiye sendikacılık hareketi de bu tarihten itibaren dinamikleşmiş, mücadele bilinci seviyesi yükselişe geçmiştir. TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası), DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) başta olmak üzere birçok kitle-emek örgütünün kuruluşu bu döneme rastlar. Fakir Baykurt, Kemal Türkler, Rıza Kuas, Tahir Öztürk (Fukara Tahir) ve daha nice nice bedeller ödeyen esaslı, kişilikli sendikacılar bu dönemde yetiştiler ve mücadele ettiler. Dönemin işçi-emek hareketi, kitlesel gençlik eylemleriyle de buluşunca örgütlenme bilinç düzeyi yüksek, sorgulayan, kararlı ve cesur adımlar atarak kitlelere önderlik eden aydınlanmış bir kesim yetişti. Bu durum 12 Mart 1971 darbesi ile hırpalansa da 12 Eylül 1980 darbesine kadar devam etti.

Bu kısa süreçte Türk toplumu az da olsa ‘Cumhuriyet yurttaşı’ kimliğini edinme yolunda önemli bir aşama kaydetti.

Sosyalist partilerin ve örgütlenmelerin etkin olması, sendikaların gücünün iyice hissedilmesi, halk muhalefetinin etkili olması, sosyal devletin tasfiye edilmesinin ve emperyalizmin neoliberal dönüşüm programını hayata geçirmesinin önünde engeldi.

Bu nedenle halkın tepki mekanizmalarının yok edilmesi, sindirilmesi, toplumsal mücadeleye duyarsızlaştırılması, örgütlenmeye mesafeli hale getirilmesi, düşünmeyen, üretmeyen, sorgulamayan bir gençlik ve toplum yaratılması için sendikaların mecalsizleştirilmesi ve halkın örgütsüzleştirilmesi gerekiyordu. 12 Eylül Amerikancı darbesi tam bu görevi fazlasıyla yerine getirdi.

Sendikacılık hareketleri içerisinde demokrasinin gelişme düzeyi o ülkenin örgütlenme kültürünün bir fotoğrafıdır.

Geride bıraktığımız 40 yıllık süreçte sendikaların geldiği nokta; işveren danışmanlığı yapan, makam, mevki ikbali için şekilden şekile giren sendikacıların yönetiminde, üyelerinin aidatını işverenin ödediği, üyelerini bilinçlendirme ve kitleselleşme çabasında olmayan, rakı sofralarında belden aşağı muhabbetlerle gün geçirilen, yöneticileri sermayedar olmuş, sendikayı kendilerine müşteri temin etme yeri olarak kullanan, yönetici seçimlerinde mezhep, hısım, akraba, aidiyetlerini gözeterek tercihlerin yapıldığı sendikalar…

Cumhuriyetimizin 97 inci yılında, Türkiye zor koşullar içerisindedir. 1980 yılından bu yana borç batağında çırpınan ülkemize dayatılan ‘Dünya Ekonomisiyle Bütünleşme’ programı iflas etmiştir. Koronavirüs salgının getirdiği zorluklar, Doğu Akdeniz merkezli tehditler öncüleri tarihi fırsatın eşiğine getirmiştir.

Bu koşullarda sendikalar, Tam Bağımsız, Başı Dik, Üreten Türkiye hedefine ulaşma mücadelesinde doğru mevzide bulundukları taktirde tarihin devrim sayfalarında onurlu şekilde yer alacaklardır. Aksi durumda ise adlarının yer alacağı sayfalar İştirakçi Hilmilerin olduğu bölümler olacaktır.

Bir asırlık tarihinde türlü badireler atlatarak bugünlere ulaşan Cumhuriyetimizin 97 inci yılı kutlu olsun.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.