DOLAR 8,6790
EURO 10,1809
ALTIN 491,77
BIST 1.392
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 27°C
Çok Bulutlu
Ankara
27°C
Çok Bulutlu
Sal 27°C
Çar 22°C
Per 17°C
Cum 18°C

EĞİTİM-İŞ’TE BÖLÜCÜLÜĞE KARŞI TAVIR – 7

 

Hepimizin Sendikası Ekibinin verdiği Türkçe Eğitim önergesinin reddedildiği Eğitim-İş 4. Olağan Genel Kurulunda Sayın Veli Demir’in Başkanlığındaki Bizim Sendika ekibi Yönetim Disiplin ve Denetleme Kurullarının tamamını tam liste kazandı. Hepimizin Sendikası Ekibinden Sayın Prof. Dr. Ömer Değirmenci ve Sayın Ayla Erdem ilk iki yedekti. İlk iki yedek Eğitim-İş’te birçok dengeyi değiştirecekti.

2014 yılının Eylül ve Ekim aylarında Türkiye’nin gündeminde TBMM’deki tezkere tartışmaları vardı. Sınır Ötesi operasyonun önünü açan tezkereye kabul oyu veren MHP’nin gerekçesini MHP Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ‘’Bize göre bu tezkere çözüm sürecinin bir çözülme süreci olduğunun Hükümetçe idrak edilmesidir. Tezkere bunun belgesidir’’ diyecekti.  Tezkerenin reddedilmesini isteyen Bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk ‘’Tezkere geçerse çözüm süreci kalmaz’’ diyecekti. Bugünden bakıldığında bu iki cümle tezkereyi özetliyordu. 2 Ekim’de Tezkere CHP ve HDP’nin ret oylarına rağmen AKP ve MHP’nin kabul oylarıyla meclisten geçecekti. (Eğitim-İş MYK’sı da Tezkere’ye karşı olduğunu açıklayacaktı. 10 Ekim 2014) 2 Ekim 2014 Tezkeresi Türkiye’deki yeni saflaşmanın gerekçesini ve sinyallerini içinde barındırıyordu. Tezkerenin geçmesi sonucunda PKK ve HDP’nin çağrıları ile Kobani eylemleri şiddetlenecekti.  Tezkerenin geçmesine engel olamayan HDP, Türk Ordusunun PYD’nin yanında yer alması için hükümete baskı yapıyordu. Kürt Koridorunun açılması için Türkiye’yi tehdit ediyordu.  4 Ekim’de PYD Elebaşı Salih Müslim Hükümetten YPG’ ye destek isteyecekti.  6 Ekim’de HDP sokağa inin çağrısı yaptı, KESK 9 Ekim’de iş bırakma, Eğitimsen ise 8-9 Ekim’de 2 günlük iş bırakma kararı aldıklarını duyurdu. Tüm bu kararlar alınıp ilan edilirken 19 Eylül ile 10 Ekim arasında Eğitim-İş MYK’ sının hedefi de değişecekti. 19 Eylül 2014 açıklamasında MYK isim vermese de PKK terör örgütünü ve destekçilerini yaşananlardan sorumlu tutuyordu ve AKP Hükümetini uyarıyordu. 10 Ekim 2014 açıklamasında ise yaşananların tek sorumlusu AKP Hükümeti olarak ortaya konuluyordu, bölücülüğe hizmet edenler ortadan kaybolmuştu. 19 Eylül açıklamasındaki gibi ‘’Anadilde Eğitimin’’ talebinin bölücülüğe hizmet olduğu vurgusu 10 Ekim Açıklamasında  yoktu. Oysa 6-7 Ekim Kobani Olaylarında 31 kişi hayatını kaybetti, iki polis şehit oldu. 1113 bina hasar gördü. (Okullar, kaymakamlık binaları, emniyet binaları vb.) Atatürk Büstleri yakılıp yıkıldı. İşte tüm bunlar olduktan sonra yayınlanan 10 Ekim 2014’te Eğitim-İş MYK’sı basın açıklaması HDP, PKK, PYD ve ABD’nin adının geçmediği bir açıklamaydı. Bu yıldan sonraki açıklamalarda AKP açılım sürecinin bittiğini söylese de PKK’ya karşı askeri operasyonlar başlasa da, HDP’den ‘’ PKK sizi tükürüğüyle boğar ‘’ sesleri yükselse de ülkede yaşanan terör olaylarının tek sorumlusu AKP olarak açıklama yapılacak, HDP ise Eğitim-İş açıklamalarında hiç kınanmayacaktı.

 Eğitim-İş MYK’sı ne yapabilirdi?

Türkiye’de Kobani Olayları yaşanırken özellikle KESK ve Eğitimsen Kobani’ye destek için iş bırakma kararları alırken Eğitim-İş MYK’sı katılmama kararı alabilirdi. ( 2009 Cumhuriyet Mitingi için ve Teröre Hayır Kardeşliğe Evet Mitingi için katılmama kararı almıştır.) KESK’in bu kararını kınayabilirdi. Çünkü o dönemde KESK ve Eğitim-sen Kobani’yi desteklememeyi AKP’ye muhalif olmamak olarak işliyordu işyerlerinde. Bu propagandayla iş yerlerinde ‘’Kobani Eylemleri’’ne destek istiyordu.  O günlerde Eğitim-İş İzmir 1 Nolu Şube’de Örgütlenme Sekreteriydim. Şube Başkanımız Sayın Bülent Turan’dı. Bülent Başkanı arayıp ‘’biz neden iş bırakmaya katılmıyoruz’’? diyen ‘’bilinç düzeyi düşük üyeler’’  olmuştu. Bülent Başkan bu eylemlerin PKK çağrısı ile başladığını anlatıyordu. Ve bu üyeleri PKK eylemine katılmalarının ve mesleklerinden ihraç olmalarının önüne geçiyordu. Genel Merkez öncü ve uyarıcı görevini şubelere yıkmıştı. 10 Ekim açıklaması hem geç hem de içerik olarak emperyalizm ve işbirlikçilerini gölgeleyen bir açıklamaydı. HDP, AKP ‘’çözüm sürecini’’ bitiriyor ve PKK (PYD)’ye destek olmuyor diye ortalığı yakarken, Eğitim-İş MYK’sı aynı anda çözüm sürecini AKP başlattı diye muhalif oluyordu. Eğitim-İş’in yıllardır muhalif olduğu çözüm sürecinden vazgeçmeye başlayan AKP’yi Eğitim-İş MYK’sı tek sorumlu görüyor, çözüm sürecine devam etmezsen ortalığı yıkarız diyen KESK’e, HDP’ye tek söz etmiyordu. Bu konuda MYK’nın ortada durduğunu söylemek için en azından hem AKP’yi hem HDP’yi kınayan bir açıklama yapması gerekiyordu. Ama açıklama Kobani olaylarının tek sorumlusunun AKP olduğunu söyleyerek çekiliyordu. Eğitim-İş’te MYK’nın o gün koyduğu taşlar, bugün HDP’ye karşı çıkan üyelerinin ihraç edildiği günlerin gelmesinin yolunu açacaktı.

2014 yılının sonunda 17-20 Aralık tarihinde Eğitim-İş MYK’sı ‘’Yatağandan Tandoğan’a Laik Eğitim ve Emeğe Saygı Yürüyüşü’’ eylem kararını aldı. Ancak yürüyüş başladığı tarihte Yatağan işçileri işverenle anlaşmış ve Yatağan Eylemi bitmişti. O dönemde türbanla üniversiteye girmek isteyen öğrencileri üniversiteye almayarak yasayı uygulayan ve Laikliği savunan Prof.Dr. Rennan Pekünlü Foça’da hapisteydi. Hepimizin Sendikası Prof. Dr. Renan Pekünlü’ye ziyaretin,  yürüyüş güzergâhına eklenmesini talep edecekti. Yürüyüş güzergâhı değiştirilmeyeceği gerekçesiyle destek ziyareti reddedildi. Ancak güzergâhta olmayan birçok ilçeye de uğrandı. Dolayısıyla eylemin Emek ve Laiklik gerekçeleri havada kalmıştı. Her durakta ‘’17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu hatırlatmak’’ için yürüdüğümüz vurgulanan eylemin adı niye ’’ Laik Eğitim ve Emeğe Saygı Yürüyüşüydü’’ ? Niye ‘’Rüşvet ve Yolsuzluk Yürüyüşü’’ değildi. Aynı tarihlerde CHP ‘’Yolsuzluk ve Rüşvetle Mücadele Haftası’’ etkinlikleri yapma kararı almıştı. Her durakta yapılan basın açıklamalarının dili Eğitim-İş’in önceki dilinden farklıydı. İlk defa Eğitim-İş açıklamalarında ‘’AKP’nin Polisi’’ ifadesini kullanıyordu. Daha yakın zamanda ‘’Kobani Olayları’’ yaşanmışken, bölücülüğe karşı tek vurgu yoktu. Eğitim-İş açıklamalarında MYK, Vatan Emek Cumhuriyet Mücadelesi yerine niye İş Ekmek Özgürlük Mücadelesi demeye başlıyordu? Emperyalizm ve bölücülük vurgusu  yok olmuştu. Ne ABD ne AB Tam Bağımsız Türkiye sloganları artık yoktu. ‘’Türkiye Laiktir Laik Kalacak’’ Sloganı yürüyüşte atılmasına rağmen basın açıklamalarında atılan sloganlar arasına yazılmadı. Eylem sonrası Aktif Eğitimsen Eğitim-İş’i ziyarete gelmişti. Bu gelişmeler sorgulanmaya muhtaçtı.  İşin özü bu yürüyüş 17-25 Aralık yürüyüşüdür.  2014 yılında Laik Eğitim Ve Emeğe Saygı adı kullanılsa da daha sonra Eğitim-İş MYK’sı buna gerek duymayacak CHP’nin Eylemi olan Adalet Yürüyüşüne katılım kararı alarak destek olacaktı. Eğitim-İş MYK’ları bundan sonraki konumlanmalarını Akp karşıtlığına göre belirleyecektir. Ve Akp ile yan yana düşmektense emperyalizm işbirlikçileri ile yan yana yürümeyi yeğleyecektir. Adalet Yürüyüşü bunun eyleme koyulmuş halidir. Bunun ödülünü Konfederasyon Yöneticilerimiz ilerleyen yıllarda Soros’un Vakfı Sodev’den alarak Birleşik Kamu-iş’imize bu utancı yaşatacaklardır.

 

Uygar SUNAL

Eğitim-İş İzmir 1 Nolu Şube ve Manisa Şube Eski Örgütlenme Sekreteri

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.