DOLAR 8,4613
EURO 10,0729
ALTIN 498,23
BIST 1.392
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 32°C
Az Bulutlu
Ankara
32°C
Az Bulutlu
Cum 33°C
Cts 33°C
Paz 33°C
Pts 34°C

Bir Cumhuriyet Projesi: Köy Enstitüleri

18.04.2021
A+
A-

Köy Enstitüleri Türkiye’nin kendine has koşullarından doğmuş, özgün eğitim kurumlarıdır, 17 Nisan 1940’da “ziraat işlerine elverişli bulunan yerlerde, köy öğretmeni ve köye yarayan diğer meslek erbabını yetiştirmek” amacıyla kurulmuşlardır. Köy Enstitülerinin temel amacı köyün kalkındırılması, içten canlandırılmasıdır ve bu ancak köylünün kendi emeği ve alın teri ile mümkündür. Nitekim Köy Enstitülerinin kuruluşunda, Enstitülere alınacak öğrencilerin köyde doğup büyümüş, köy hayatının zorlu yaşama koşullarını bilen gençler arasından seçilmesi temel ilke olarak belirlenmiştir. 24.6.1937/3238 T.S. Köy Eğitmenleri Kanunu’na “nüfusları öğretmen gönderilmesine elverişli olmayan köylerin öğretim ve eğitim işlerini görmek, ziraat işlerinin fennî bir şekilde yapılması için köylülere rehberlik etmek üzere köy eğitmenleri istihdam edilir”  kuralı getirilmiştir. 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu’na göre “Köy öğretmeni ve köye yarayan meslek erbabını yetiştirmek üzere, ziraat işlerine elverişli arazisi bulunan yerlerde Köy Enstitüleri açılır.” maddelerinden anlaşılacağı gibi, eğitim işi, köylünün ekonomik ve toplumsal hayatı ile birlikte düşünülüyordu. Sadece çocukların değil, yetişkin köylülerin de eğitimi ele alınıyordu. Köy Enstitüleri salt köy öğretmeni yetiştiren bir okul değil, köy sağlıkçısı ve diğer ihtiyaç duyulan alanlarda köy toplumunun ihtiyaç duyduğu insanı yetiştiriyordu. Öğretmenden sonra en çok yetiştirilen köy sağlıkçısıydı. Yeterince sağlıkçı yetiştirilemeden enstitülerin yapısı değiştirilmiş ve sağlıkçı yetiştirme görevi Sağlık Bakanlığı’na devredilmişti.[1]

Yurt köşesinde tarımsal değeri olmayan, burada yaşanmaz, kır ve çöl diye bilinen yerler, geniş bozkırlar Köy Enstitülerine birer yerleşim yeri olarak seçilmiş ve bağışlanmıştı. Böyle yerlere köylerden gelen öğrenciler, eğitmenler ve ustabaşıları ile birlikte gece ve gündüz demeden çalışmaları sonucu devletin maddî katkısı olmaksızın derslikler, yatakhaneler, mutfak ve yemekhaneler, atölyeler inşa edilerek birer kurum ve belde hâline gelmişlerdir. Bir taraftan da bu arazilerde ürün, sebze yetiştirmek için artezyen ve kuyu kazdırılarak toprakları verimli hâle getirilmiştir. Tesislerin aydınlatması için çay ve derelerden kanal açıp yüksekçe yerden akarsular akıtılarak elektrik dinamolarının çalışması sağlanmıştır. Ağaçsız alanlara meyve ağaçları dikilip yetiştirilmiştir. Step yerler akasya ağaçları ile yeşillendirilmiştir. Bu çalışmalar ile köylünün ve sıradan insanların neleri başarabileceği örneklenerek eğitimin ve emeğin önemi ortaya çıkmıştır. Köy Enstitülü gençler tarlada, kümeste, ahırda, işlikte, bina yapımında, bina çatısında, arıcılık, motorculuk ve demircilik işlerinde, laboratuvarda, kitaplıkta, revirde, elektrik santralinde, yol yapımında, tuğla, kiremit ve kireç yapımında, bağ ve bahçe yetiştirmekte, yemekhane ve mutfak işlerinde, okulun genel temizliği ve gece ve gündüz nöbet işlerinde, edebiyat, müzik ve kültür hizmetlerinde kısacası köy hayatının gerektirdiği her alanda çalışmaktaydılar. Anadolu bozkırında derslikten, atölyeye, ahırdan, sinemaya dek Türkiye’nin 21 Köy Enstitüsü’nde yüzlerce bina, bu köy çocuklarının ellerinden çıkmıştı. 7 – 8 km. uzaklıktan içme suyu, tarla – bahçe sulama suyu, elektrik türbinlerini çevirecek tazyikli suyollarını çapa ve kürekle açarak Enstitülerin bulunduğu yerleşkelere getirmişlerdi. Ahırlarında yetiştirdikleri cins sığırların ürünlerini, yine kendileri değerlendirip tüketiyorlardı.

Tonguç’un teoride Dewey ve Kerschensteiner’den, uygulamada ise, Blonsky’nin “Politeknik Okulu” ya da Makerenko’nun “Kolektif Üretim Okulu” düşüncesinden etkilenerek oluşturduğu Köy Enstitüleri, daha en başından bir “ideolojik aygıt” olarak tasarlanmıştır.[2] Köy Enstitüleri klasik okulculuğu ve teorik eğitimi aşan, iş içinde eğitim veren kurumlardı. Köy Enstitülerinde programlar Genel Kültür/Ziraat/Teknik dersler olmak üzere üç ayrı kategoriden oluşan içeriğe sahip bulunuyordu, öğrencilerin haftada 44 saat ders görmeleri gerekiyor. Bunun yarısı genel kültür dersleri (meslek dersleri de içinde), dörtte biri tarım, dörtte biri de teknik derslerden oluşuyordu. Köy Enstitülülere sadece meslekî ve teknik bilgi öğretilmiyor, müzik, edebiyat, spor gibi sosyal, kültürel, sportif alanlarda da donatılıyorlardı. Köy Enstitülerinde her sabah hep birlikte spor yapılıp ardından türküler söylenirdi.  Sabah sporu, spor olmanın yanında birlikte hareket etmeyi, disiplini aşılıyordu. Köy Enstitülerinde benimsenen eğitim disiplinin Weber’in sözünü ettiği “askeri yapılanmanın modernleştirilmiş bir uzantısı” olduğu izlenimini uyandırmaktadır.[3]

Köy Enstitüleri köylü toplumunda üretimi artırma, kalkınmayı sağlama ve köylüyü kendi içinden çıkan önderleriyle bilinçlendirme projesidir. Üretmek, yapmak, paylaşmak ve disiplin esastır. Bugün de Türkiye daha çok üretmeye ve disipline ihtiyaç duyuyor. O nedenle Köy Enstitüleri üretime, disipline dönük, okulculuğu aşan, iş içinde eğitim anlayışıyla Türkiye’nin dününde değil, önündedir.

 

KÖY ENSTİTÜLERİ MARŞI

Sürer, eker, biçeriz güvenip ötesine.

Milletin her kazancı, milletin kesesine.

Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine

Toprakla savaş için ziraat cephesine.

 

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.

Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.

İnsanı insan eden, ilkin bu soy, bu toprak

En yeni aletlerle, en içten çalışarak,

 

Türk için, yine yakın dünyaya örnek olmak,

Kafa dinç, el nasırlı, gönül rahat, alın ak.

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.

Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.

 

Kuracağız öz yurtta dirliği, düzenliği.

Yıkıyor engelleri ulus egemenliği.

Görsün köyler bolluğu, rahatlığı, şenliği.

Bizimdir o yenilmek bilmeyen Türk benliği

 

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.

Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz[4].

Zafer İNCEBACAK- Eğitimci Yazar

 

[1] http://www.serenti.org/koy-enstitusu-sistemine-toplu-bir-bakis/,

[2] Hürrem Arman, Piramidin Tabanı: Köy Enstitüleri İle Başlatılan Büyük İmece 2, Arkın Kitabevi, İstanbul.

[3] Sıdıka Çetin, Ahmet Kaya, Kırda Bir Modernleşme Projesi Olarak Köy Enstitüleri: Aksu ve Gönen Örnekleri Üzerinden Yeni Bir Anlamlandırma Denemesi (1), METU JFA 2017/1, (34:1) 133-162

[4] Güftesi B. Kemal çağlar tarafından yazılan ve bestesi A. Adnan Saygun tarafından yapılan bu marş, önce ‘ZİRAAT MARŞI’ olarak düzenlenmiş daha sonra bütün köy enstitülerinin ortak marşı olmuştur.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.