EĞİTİMDE LİBERAL ÇİZGİ: FIRSAT EŞİTLİĞİ
Eğitime yaklaşımımız ideolojiden ayrı değildir. Eğitimi nasıl tanımlarsak eğitimin sınırlarını da o şekilde belirleriz. Salgın döneminde sıklıkla gerek MEB’den gerekse eğitim sendikalarından “fırsat eşitliği/eşitsizliği” kavramını duyduk. MEB, EBA TV, EBA canlı ders, eğitim setleri vs. yollarla fırsat eşitliğini sağladığını iddia ederken eğitim sendikaları ise fırsat eşitsizliğinin derinleştiğinden dem vurdu. Tartışma içeriği ve kapsamı itibariyle sistem içi.
Fırsat eşitliği, eşit rekabet koşullarına dayanan liberal bir ilkedir. Dikkat edelim, kilit ifade rekabet, yani yarış! Öğrenciler birbirleriyle yarışacak, bu yarışta onlara eşit hukukî olanaklar sağlanacak. Hepsi bu! Dilinden ilericiliği düşürmeyen sendikalarımızın pek ilerici(!) talebi, bu. Eğitim, öğrencilerin rekabeti midir, yoksa hayata hazırlanması mı? Öğrencilerin birbirleriyle yarıştırılması ne pedagojiktir, ne ahlâkî!
Demokratik devrimlerle eğitim hakkı temel bir insan hakkı olarak kabul edildi ve insanlığın kazanım hânesine kaydedildi. Bu anlamda eğitim, bireyin ihtiyaçlarına cevap veren, bireyi zihinsel, sportif, bedensel, akademik, meslekî, sanatsal açılardan bir bütün olarak geliştirmeyi esas alan, ilgi ve yeteneklerini keşfetmesini, ilgi ve yetenekleri doğrultusunda hayata hazırlanmasını kapsayan planlı faaliyetler bütünüdür. Oysa mevcut sistem, bireyin bütüncül gelişimini sağlamadığı gibi,
ilgi ve yetenekleri doğrultusunda hayata hazırlanmasını da içermiyor.
Üretimden kopmuş, hizmet odaklı sistem sınırlı sayıdaki iş pozisyonuna insan seçmek için akademik becerileri dayatıyor ve buna uygun eleme sınavları yapıyor. Eğitim sendikalarımız bu gerçeği vurgulamak ve bununla mücadele etmek, eğitim hakkını savunmak yerine Dünya Bankası gibi “Eğitime Erişim Hakkı” nın sağlanamadığından dem vuruyor, fırsat eşitsizliğinin derinleştiğinden söz ediyor.
Salgından önce de eğitimin merkezinde “akademik beceriler” vardı ve bu nedenle eğitim hakkı kavramının içi tam olarak doldurulamıyordu. Eğitim programlarımız, kademeler arası geçiş, okulların öğrencilerin bütüncül gelişimini esas alan fizikî yapısı ve donatıları açılarından ciddî eksiklikler vardı. Salgın öncesinde eğitim hakkı okula erişime indirgenmişti, salgın sürecinde ise EBA’ya erişime indirgendi. Oysa salgın sürecinde öğrenciler sportif, sanatsal etkinliklerden mahrum kaldı. 100 yılda bir yaşanabilecek bir salgın sürecinde öğrencilerin insanî, psikolojik, bedensel vs. ihtiyaçları dikkate alınarak bu dönemin öncelikleri saptanamadı, buna uygun programlar geliştirilemedi. MEB’in önceliği akademik beceriler ve bunlara yönelik eleme amaçlı sınavlardı. Hiçbir sendika LGS’nin varlığını tartışmaya açmadı, fakat Eğitim İş, LGS’de sorulan Matematik sorularını MEB yöneticilerinin çözmesini önerdi. Yani, LGS’nin varlığı ve eleme işlevi -hele ki salgın koşullarında- tartışılmıyor, yalnızca soruların zorluk derecesi eleştiriliyor. Sistemin dokunulmazlarına dokunulmuyor.
Eğitim kamuoyunda kafalar karışık. Eğitime ve eğitimde dijitalleşmeye nasıl yaklaşılması gerektiği konusu tartışılmıyor. Bu süreçte Hepimizin Sendikası grubu Uzaktan Eğitim Komisyonu imdada yetişti ve kapsamlı bir rapor hazırladı, öneriler geliştirdi. Rapor önümüzdeki günlerde eğitim kamuoyuyla paylaşılacak, tartışmaya açılacak. Okunması ve tartışılması dileğiyle.
ZAFER İNCEBACAK
Eğitimci Yazar
